'Friction-maxxing': Kısalan dikkat süresinin çaresi zahmete girmek

Uzmanlar teknolojinin anlık haz verdiği bir çağda, bilinçli biçimde zahmete girmenin, ‘pürüzler’ yaratmanın dikkat süremizi düzeltebileceği görüşünde.

Fotoğraflar: Pexels

BBC’nin haberine göre Britanyalı Stuart Semple, 2022’de giderek yaygınlaşan odak sorunundan muzdaripti. 45 yaşındaki Semple, telefonuna bakmadan yarım saatten fazla resim yapamaz olmuştu. Çok sayıda uyaran vardı ve tek bir şeye odaklanmak giderek güçleşiyordu.

Teknoloji, yemek siparişinden flörte kadar gündelik hayatı pratik hale getirebiliyor. Fakat bu kolaylıkların bir bedeli var. 

Araştırmalara göre insana ait işleri cihazların sırtına yükledikçe dikkat süremiz kısalıyor, eleştirel düşünme becerimiz zayıflıyor ve mekansal hafızamız geriliyor.

Üstelik teknolojik kolaylıklar bizi daha mutlu etmiyor. Aksine, insanlar giderek daha stresli ve yalnız olduklarını söylüyor. 

‘Friction-maxxing’

Bu durumla başa çıkabilmek için yeni bir akıma yöneliyorlar: ‘Friction-maxxing’, yani zahmetli işlere tahammül etmeyi yeniden öğrenmek ve zorluk ya da sabır isteyen işleri tercih etmek. 

Örneğin kolay tüketilebilir YouTube videoları izlemek yerine kitap okumak, Google Haritalar kullanmak yerine tabelalara bakarak yol bulmak, tavsiye için ChatGPT gibi yapay zeka sohbet botlarına danışmak yerine bir arkadaşı aramak…

Semple üç yıl önce teknolojiye mola vermeye başladı. Arada sırada telefonunu kapayıp kenara koyuyordu. 

“Rahatsızlıkla baş başa kalma, hatta sıkıntıya katlanma becerimi güçlendirmek istedim. Yaratıcılıkla bağ kurabilmek istiyordum” diyor ve şöyle ekliyor Semple: “En yaratıcı olduğum dönemden geçiyorum.’’ 

Taktiğinin işe yaradığını gören sanatçı, hayatında birtakım değişiklikler yaptı: Artık Instagram’ın anlık hazlarını reddederek uzun ve manalı Substack içeriklerini tüketiyor, hazır yemek ısmarlamak yerine evde yemek pişiriyor ve el yazısı mektuplar yazıyordu.

“Zoru seçmenin karşılığı hakikaten muazzam. Geliştiğimi, bazı alanlarda ustalaştığımı hissediyorum’’ diyor Semple.  

Fakat teknolojinin zihnimize etkilerine ilişkin araştırmaların sonuçları çelişebiliyor.

Teknolojiden bir süre uzaklaşmak bazen ruh halini iyileştiriyor, odağı geliştiriyor, stresi yatıştırıyor ve sosyal bağlılığı kuvvetlendiriyor. 2014’teki bir çalışma, beş günlük bir kampta ekran süresinin kısıtlanmasının ergenlik öncesi çocuklarda duygusal ve sosyal zekayı artırdığını ortaya koydu. 

Fakat tersi sonuçlar gösteren araştırmalar da var. Örneğin 2019’da üniversite öğrencileriyle yapılan başka bir araştırma, sosyal medyadan bir hafta uzak kalmanın yalnızlık hissini artırabildiğini gösterdi. 

Hayata ‘pürüz’ katmak

Teknoloji psikolojisinin önde gelenlerine göre zahmetli işlere girişerek hayatımıza bilinçli biçimde yeniden ‘pürüz’ katmak, odağımızı geliştirebilir ve insanlara kendi hayatları üstünde söz sahibi oldukları duygusunu yeniden kazandırabilir.

ABD’deki California State University’de psikolog Larry Rosen’a göre formül basit: “Davranışlarımızın kontrolünü teknolojiye bıraktık. Şimdi kontrolü geri almamız gerekiyor.”

Uzmanlara göre ardı arkası kesilmeyen bildirimler, 24 saatlik haber döngüsü ve sonsuz sosyal medya akışı odağımızı ele geçiriyor. Bu da zihinsel yorgunluğa ve odak sorunlarına yol açabiliyor. 

Yıllardır insanların dikkat süresini ölçen araştırmacılar, 2004’te yaklaşık iki buçuk dakika olan odaklanma süresinin 2016’da 47 saniyeye düştüğünü ortaya koydu.

University of California’da psikolog Gloria Mark şöyle soruyor: “Pek çok kişi teknolojinin verimliliği artırdığını savunuyor. Peki bu sırada insani yetilerimiz nasıl etkileniyor?’’ 

2021’de üniversite öğrencileriyle yapılan bir dizi deney, bilişsel görevlerin teknolojiye devredilmesinin zaman kazandırıp hataları azaltabildiğini, fakat aynı zamanda hafızayı sekteye uğrattığını göstermişti.

Ayrıca aşırı ekran süresi ve sosyal medya kullanımı özellikle gençlerde depresyon, kaygı, düşük özsaygı ve dikkat sorunlarıyla ilişkilendiriliyor. Tabii aynı dijital araçlar, iletişim kurmayı ve aidiyet duygusunu da güçlendirebiliyor.

‘Bilinçli zorluk’

Psikiyatrist Srini Pillay’e göre ‘bilinçli zorluk’, odağı yeniden kazanmak ve hayata anlam katmak için etkili bir yöntem. 

“Teknoloji hayatınızı verimli kılıyorsa, ne ala” diyor Pillay. “Ama kendinize şunları sorun: Hayatı verimli kılarken yüzeyselleştiriyor mu? Kendimle ve başkalarınla bağlarım güçleniyor mu, yoksa giderek kopuyor muyum?’’ 

Pillay’e göre deneme-yanılma yöntemi bir şeyi öğrenmenin en iyi yolu. Örneğin bir yazıyı önce elle kaleme almak düşünceyi yavaşlatıyor, bilgiyi pekiştiriyor ve işi kişiselleştiriyor. Dahası, yapay zeka özetleri yerine orjinal metinleri okumak insanları düşünmeye zorluyor, özgün fikirle temas ettiriyor.

Sosyal medyada saatlerce birbirinden kopuk kısa videoları kaydırmak yerine el işi, bahçe işi ya da kitap okumak gibi ‘analog’ uğraşlar meditasyon işlevi görerek stresi azaltabiliyor. 

Mark, nihai çözüm olmasa bile bilinçli zorluğun ‘zararı yok’ diyor: “İnsanlar bir şeye emek verdiğinde daha bilinçli ve düşünceli oluyor.”

Nitekim 2024’te İngiltere’de yaşayan 7 binden fazla yetişkinle yapılan bir araştırmaya göre yaratıcı sanatlarla uğraşanlar yaşamaktan daha memnun ve daha yüksek bir anlam duygusuna sahip.

Semple da “İyi bir hayat kolay bir hayat demek değil” diyor. “Kolayı seçtiğinizde mahrum kaldığınız hazlar oluyor.’’

Teknoloji etkisi: Aptallaşıyor muyuz?