EKREM EKİCİ
Yeni sürüm Fransa milli takımı bağıra bağıra geliyor demiştik, geldi. Zor görünen İsviçre engelini (son 10 dakikada beklenen konsantrasyon düşüşünü saymazsak) rahat, hatta zaman zaman şov yaparak, beş golle geçen Maviler grubu lider tamamlamayı büyük ölçüde garantileyerek, ikinci turdaki rakibini beklemeye başladı.
Tıpkı Honduras maçında olduğu gibi, İsviçre maçının ilk 15 dakikasında da rakibinin dinamik şok presiyle karşı karşıya kalan Fransa, 17 ve 18. dakikalarda Giroud ve Matuidi ile adeta aynı anda bulduğu iki golle maçı 20 dakikada bitiriverdi ve genç göçmenlerden oluşan İsviçre’nin liderlik umutlarını suya düşürdü.

Honduras maçında farklı
Fransa bu maça Honduras maçından farklı olarak, çift forvet görünümlü bir 4-3-2-1 ile çıktı. Griezmann’ın yerine Giroud ve ne yapacağı belli olmazlığıyla Balotelli ekolünün bir mensubu olduğunu her haliyle belli eden, sarı kart riski taşıyan Pogba’nın yerine Sissoko ile başlayan Deschamps, üç çift yönlü orta sahayla İsviçre’nin orta sahada hızlı oyuncularıyla kuracağı muhteşem baskıya sert bir yanıt verme amacındaydı.
Bu üç katlı duvarla İsviçre’yi hataya ve üst üste top kayıplarına zorlayan Fransa, maçı iki asist, bir golle tamamlayan Benzema’nın aldığı ’10 numara’ sorumluluğuyla gruptaki en güçlü rakibini ezerek, belki de kupanın bugüne kadarki en zevkli maçını bizlere izletmiş oldu.
Takım disiplini
İlk yarıyı Giroud’nun 17, Matuidi’nin 18 ve Valbuena’nın 40. dakikadaki golleriyle 3-0 önde tamamlayan Fransa, ikinci yarıya da (yine İsviçre’nin 15 dakikalık bunaltıcı baskısına ve orta saha üstünlüğüne rağmen) sanki ilk yarıyı yenik kapatmış bir takım disipliniyle başladı. Deschamps’ın eseri olan oyun disiplininden bir an bile kopmayan Fransa sürekli olarak topun arkasında kalarak baskıya rağmen rakibine bu dakikalarda tek pozisyon dahi vermedi.
Rakibinin baskısı karşısında orta saha dinamizmini ve direncini artırtmak isteyen Deschamps, 63’te Giroud’yu oyundan alıp Pogba’yı orta sahanın merkezine yerleştirerek İsviçre’yi püskürtmeyi başardı. Nitekim 66. Dakikada aynı Pogba, Benzema’ya akıl dolu bir defans arkası topu servis ederek, takımını rahatlatma ve bir anlamda perdeyi kapatma görevini yerine getirmiş oldu.
Deschamps’a saygı

Beklenmedik bir biçimde efsanevi bencilliğinden ve “Ben bu takımın yıldızıyım” sakilliğinden kendini kurtaran Benzema’yı dahi adam ederek, sorumluluk sahibi bir takım oyuncusu haline getiren Deschamps’a ne kadar saygı duyulsa az. 72. dakikada kendi gidebileceği pozisyonda sağdan fırlayan Sissoko’yu görmeyi başaran Benzema beşinci golün asistini de yaparak, bu dünya kupasını kendisi için değil, takımı için oynadığını kanıtlıyordu.
Maçın son 10 dakikasında ise genç, dinamik ve arzulu bir takımın istediğini aldıktan sonra bir klasik olarak yaşadığı konsantrasyon düşüşü ve sakatlanan Sakho’nun yerine Koscielny nam çapsızın ‘Ben bu takımın oyuncusu değilim’ adlı solo eserine tanık olduk. Dzemaili’nin 35 metreden yolladığı frikik sonrasında, Gökhan İnler’in usta işi defans arkası aşırtmasıyla Koscielny’nin bakışları arasında buluşan Xhaka maçın skorunu tayin ediyordu.
Oynamaya doymuyorlar

Fransa milli takımı adeta oynamaya doymuyor. Bu takımı izlerken bir geri dönüşe tanık oluyoruz. Başlarındaki komutan için ölebilecek, hem oynayan, hem oynatan, hem de hep daha fazlasını isteyen bu coşkunun karşısında durulması şimdilik zor görünüyor.
Bugünkü maçlar Fransa’nın ikinci turdaki rakibini büyük ölçüde belirlemiş olacak. Bize göre Nijerya ya da Bosna Hersek. Her durumda, bu oyun, disiplin ve iştahla çeyrek final kapısı aralanmış görünüyor.
Gerisi gelir mi? Neden olmasın.