Fransa: Deschamps'ın gençlik iksiri

 

Ekrem EkiciEKREM EKİCİ 

ekrem.ekici@gmail.com

Kulüp takımlarının ya da milli takımların başarısız geçen dönemlerinin ardından sıklıkla duyduğumuz, kimi zaman bir zaman kazanma ya da durumu idare etme enstrümanından başka bir şey olmayan ‘yeniden yapılanma’ teranesini – özellilkle Türkiye’de – çok duymuşuzdur. ‘Gençleştirme operasyonları’, ‘kurumsallaşma’, ‘işi profesyonellere teslim etme’, ‘uzun vadeli plan yapma’ gibi büyük laflara birçoğumuzun aşinalığı vardır. Burada beklendiği gibi bir ‘fakat’ devreye girecek…

Fakat Brezilya 2014’te sahne alacak olan Fransa, saydığımız bu kabak tadı veren ve lafta kalan ilkeleri pratiğe dökmek konusunda, özellikle geçtiğimiz 2 yılda Didier Deschamps önderliğinde çok yol aldı. Bu yolun nerelere uzanacağını bir ay içinde göreceğiz. Kişisel bir not/temenni olarak söylemek gerekirse, umarım önümüzdeki ay bugünlerde halen Les Bleus’yü* konuşuyor oluruz.

Fransa da Türkiye gibi unutulmaya yüz tutmuştu

Fotoğraflar: Reuters
Fotoğraflar: Reuters

 

Fransa 98’den Almanya 2006’ya uzanan süreçteki efsane Fransa jenerasyonunu birçoğumuz halen ezberden sayabilecek durumdadır. Futbol tanrılarının yeryüzüne Maradona ve Hagi ile birlikte en büyük 3 kıyağından biri olan Zinedin Zidane ve Didier Deschamps önderliğindeki Lilian Thuram, Thierry Henry, Robert Pires, David Trezeguet, Başkan Laurent Blanc Fransası…

Fransa bu jenerasyonu büyük acıların ardından yakalamıştı. Platini-Tigana ikilisiyle 82 ve 86 Dünya Kupalarının parlayan yıldızı (82’nin dördüncüsü, 86’nın üçüncüsü) Fransa, İtalya’daki 1990 ve ABD’deki 1994 kupalarında ortadan kaybolmuştu, hatta unutulmaya yüz tutmuştu denilebilir. Tıpkı başka birçok nedenin yanında, plansızlık ve istikrarsızlıkta çığır üstüne çığır açan 2000 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın çeyrek, 2002 Dünya Kupasının yarı finalisti Türkiye gibi.

Yeni bir fetret döneminin habercisi

Aradaki tek fark, Mavilerin derslerini iyi çalışmış olmalarıydı. Fransa, evinde düzenlenen 98 Dünya Kupasından – aradaki 2002 kazasını saymazsak – itibaren özellikle Aime Jacquet ve Roger Lemerre iki komple eğitmenin ve motivatörün yönetiminde takım olmanın kelimenin tam anlamıyla kitabını yazarak önünde durulması imkansız bir makine haline gelmişti.

Yine ‘özel çocuk’lardan biri olan Zidane’ı saymazsak, bu makinenin bir dişlisini diğerinden daha değerli görmek, makinenin bütününe yapılacak bir ihanetti adeta. 2000li yılların başlarından ortalarına Zidane, Deschamps, Blanc gibi ustalar emekliliğe, Henry, Trezeguet gibi mücevherler de başka kıtalarda başka maceralara doğru yelken açarken (Henry’nin ABD’de, Trezeguet’nin Arjantin’de huzur arayışları), Fransa’yı yeni bir fetret döneminin bekliyor olabileceğinin de habercisi gibiydi.

Domenech kanseri

Her biri Avrupa futbol piyasasının parlayan yıldızı olan oyuncular, Fransa bayrağı altında bir takımdan çok bir klan gibi mücadele edecekler
Her biri Avrupa futbol piyasasının parlayan yıldızı olan oyuncular, Fransa bayrağı altında bir takımdan çok bir klan gibi mücadele edeceklerb

 

Bunda en büyük pay, hiç hak etmediği halde Raymond Domenech adlı ruh hastası kanserin, Fransa’nın heybetli gövdesine yerleşmesiydi. 2004’ten 2010’a Fransa bir tür futbol kanseri ile mücadele etti. 2010’da ilk operasyon Laurent Blanc’tan geldi, iki yıl süren ve başarılı geçen ameliyatın ardından, Didier Deschamps bugün yine iki yıllık bir başarılı rehabilitasyon süreci ile metastaz yapan hücreleri temizlemiş görünüyor.

2004 yılında Jacques Santini’nin ardından takımın başına geçen Domenech, burçlara göre oyuncu seçiminden, oyuncularına hakarete, oyuncuları ile iletişimsizlikten, aşağılık kompleksi tabanlı otorite histerisine, Fransa’yı büyük bir karanlığın içine çeken bir tür tek kişilik girdap halini almıştı. Tüm bunlar bu dönemde Fransa’nın sergilediği oyuna da yansıyordu.

Burada bir parantez: 2006 Dünya Kupasında Fransa finale yükselirken takımın başında Domenech vardı denilebilir. Hemen yanıt verelim: O iş öyle değil. Fransa’nın 2006 yürüyüşü, takımın gerçek lider olarak kabul ettiği Zidane’ın eseriydi (bu yazıyı okuyan liseli arkadaşlarımız dahi hatırlayacaklardır). Forum jargonuyla söylemek gerekirse: Konu kilit.

2010 Faciası – Blanc ve kemoterapi

Domenech’in kim olduğunu ve Fransa’ya neler yaptığını 2006’da hep beraber gördük. ‘Performanstan tatmin olarak’ 2 puan toplayıp, Meksika, Güney Afrika ve Uruguay’ın bulunduğu gruptan çıkamayan, silik, hatta basiretsiz bir Fransa. (Bu arada, son dünya kupasında Vieira’yı kadroya almayan da Domenech adlı futbol kanseriydi).

“Fransa bu oyunla gruptan çıkmayı hak etmiyor” diyerek, futboldan az çok anlayan herkesin derdine tercüman olan Güney Afrika Teknik Direktörü Carlos Alberto Parreira gibi bir duayenin maç bitiminde elini sıkmayarak tıynetini ortaya koyan bir kompleks yumağından söz ediyoruz.

Güney Afrika 2010 Fransa için bir dibe vuruştu. Fakat bu çilenin ardından taze kan olarak göreve gelen ‘Cumhurbaşkanı’ Laurent Blanc operasyona hızlı girişti. 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda gelen çeyrek final Fransızları pek tatmin etmese de bir umut olmuştu. Raymond efendiden sonra kim gelse yeğdi ne de olsa.

Daha sonra 2012’de takımın başına bir diğer efsane Deschamps geldi ve Didi’nin olduğu yerde kimse kafasına göre iş yapamayacaktı. Oyunculuğunu, kaptanlığını ve oyunculuk dönemindeki liderliğini hatırlayanlar (ki ben hep bizim Tugay ile benzeştiklerini düşünmüşümdür) bileceklerdir ki Deschamps reyiz kaybederken bile tarz ile kaybeder – genellikle de kaybetmez, bir futbolcunun kazanabileceği her şeyi kazanmış bir ustadan söz ediyoruz.

Didier önderliğinde genç ve güncellenmeye açık, yeni sürüm, yeni bir makine

Fransa, yine bir klişeyle söylemek gerekirse, 'arkadaşlık ortamı'nın tavan yaptığı, yavaş yavaş bir plan doğrultusunda işleyen, genç ve güncellenmeye açık, yeni sürüm, yeni bir makine izlenimi veriyor.
Fransa, yine bir klişeyle söylemek gerekirse, ‘arkadaşlık ortamı’nın tavan yaptığı, yavaş yavaş bir plan doğrultusunda işleyen, genç ve güncellenmeye açık, yeni sürüm, yeni bir makine izlenimi veriyor.

Bugün Fransa’nın Didier önderliğinde yeniden ‘takım’ olma yolunda ilerlediğini görüyoruz. Öyle ki, özellikle Hollanda, Norveç ve Jamaika hazırlık karşılaşmalarında izlediğimiz Fransa, yine bir klişeyle söylemek gerekirse, ‘arkadaşlık ortamı’nın tavan yaptığı, yavaş yavaş bir plan doğrultusunda işleyen, genç ve güncellenmeye açık, yeni sürüm, yeni bir makine izlenimi veriyor.

As oyuncuların hemen hepsi farklı kulüp takımlarında oynasa da, birbirlerine son derece alışık ve en önemlisi ‘bağlı’ bir biçimde hareket ediyor. Ömer Üründül’ün kült deyişiyle ‘bloklar arası bağlantı’ hem teknik hem de mental bağlamda üst düzeyde. Her biri Avrupa futbol piyasasının parlayan yıldızı olan oyuncular, Fransa bayrağı altında bir takımdan çok bir klan gibi mücadele edecekler.

Öyle ki Arsenal ile geçirdiği son sezonda tüm eleştiri oklarının hedefi olan ve neredeyse Hakan Şükür tipi gol kısırlığı çeken santrfor sakalıyla depresyonun eşiğine gelen Olivier Giroud dahi hazırlık maçlarında gösterdiği performansla Didier’e ‘başkanım beni al’ selamını çakmayı bildi.

Yukarıda mücevher gibi parlayan genç yıldızlar dedik: Blaise Matuidi, Paul Pogba, Mamadou Sakho, Antoine Griezmann gibi genç değerlerden söz ediyoruz. Bunlara eklenen tecrübe ise Mathieu Valbuena (ki yavaş yavaş takım liderliğini ele aldığını görüyoruz), kaptan Patrice Evra gibi isimler.

Sistem: Takım olma

fransa1

Deschamps görece isimsiz (zayıf demeyelim) ekiplere karşı Giroud-Benzema forvet ikilisiyle 4-4-2, zorluk derecesi daha yüksek maçlarda Yohan Cabaye – Blaise Matuidi ikilisinin çift yönlü oyun yükünü çekeceği 4-2-3-1 formasyonlarıyla oynayacakmış gibi görünüyor. Her iki formasyonda da Deschamps toplu hücum, toplu savunma mentalitesiyle takımı bir blok olarak hareket ettirme üzerine odaklanıyor.

Ribery’nin sakatlığı bu noktada dezavantajmış gibi görünse de, takımdaki ‘yeniçerilik’ müessesinin bir anlamda ortadan kalkması bakımından büyük bir avantaj. (En azından sahada bütün topların kendisinde toplanmasını bekleyen bir mahalle takımı abisinin olmayacak olması, yeni ve genç Fransa’nın evrimi açısından büyük avantaj). Böylece Antoine Griezmann gibi, gelecek vaadeden, skorer, komple bir kanat-forvet yıldızın doğuşuna şahit olacağız.

Dolayısıyla şimdiden söyleyelim. Yıldızlarının/yıldız adaylarının yanında en büyük silahı, Didier başgan sayesinde nihayet yeniden yakaladığı ‘takım ruhu’ yeni ve genç Fransa’nın, sakatlık belasından kaçabilirse bir çeyrek final yapması kimseyi şaşırtmasın.

Deniz Arslan stiliyle bitirelim:

Hoca: Didier Deschamps

Esas oğlan: Yok!

İntikam yemini: Denk gelirse İspanya.

İdeal 11: Hugo Lloris-Bacary Sagna, Raphael Varane, Mamadou Sakho, Patrice Evra-Mathieu Valbuena, Yohan Cabaye, Blaise Matuidi, Paul Pogba-Karim Benzema, Olivier Giroud.