
ŞULE TÜRKER
suleturker34@gmail.com
Yeşilçam’ın zarif oyuncusu olarak milyonların gönlünde yer edinen, evlenip sinemayı bıraktıktan sonra gözlerden uzak kalsa da akıllarda ve kalplerde kalmaya devam eden Filiz Akın…
Hastalık sürecini neredeyse tüm Türkiye yakından takip etti. Onlarca seveni dua ve iyi dilekleriyle ‘askerlik gibi zor bir süreç’ diye nitelendirdiği zamanlarında destek oldu ona.
Filiz Akın’ın bir kez daha gündem gelmesinin nedeni, Bircan Usallı Silan ile yaptığı nehir söyleşinin yer aldığı yeni kitabı ‘Hayatın Provası Yok.’ İnkılap Kitabevi’nden çıkan kitap sanatçıyı daha yakından tanımak isteyenler kadar, yaşadığı hayattan damıtarak aktardığı tavsiyeler ve görüşleri merak edenlerin de bir solukta okuyacağı türden.
Akın’ın önceki kitaplarını da hazırlayan Bircan Usallı Silan, yeni kitap için şöyle diyor: “Toplumbilimsel ve ikonografik değerleriyle Türk Sinema Tarihi’nin gelmiş geçmiş en önemli ‘yıldız’ oyuncularından biri olan Filiz Akın, bu defa bizlere hayatın neden provası olmadığını anlattı. Hayatın tek seferlik bir armağan olduğundan, hoşgörünün öneminden, içsel huzura erişmeye götüren ipuçlarından bahsetti uzun uzun.”
Ailesinden okul yıllarına, şöhret günlerinden anneliğe, tedavi sürecinden hayata bakış açısına, yurt dışı yıllarından unutamadığı anılarına uzanan kapsamlı söyleşinin yer aldığı kitapta, eşi Sönmez Köksal ve oğlu İlker İnanoğlu’nun yanısıra sanatçı dostlarının sanatçı hakkındaki görüşleri de yer alıyor.
Her daim zarif, güzel, yaşsız, her dönem ilham kaynağı olan Filiz Akın’ın yeni kitabından kesitler şöyle:
TED’in ‘civcivi’
Annem, babamın sevgisini belli etmeyen karakterinden dolayı bütün sevgisini bana vermiş ve taş bebek gibi, beni süsleyerek, elbiseler tasarlayarak oynamış, bütün hayallerini de yükleyerek… Ortaokul için Türk Eğitim Derneği Ankara Koleji’ni çok istiyormuş. Annem, yabancı dil öğrensin de kimseye muhtaç olmadan hayatını kazansın diye okul taksitlerini ödeyebilmek için Enstitü mezunu ama terzi olmadığı halde artık terziliğe başlamış. Ben yatılı okuldayken yaşım sınıfımdakilerden küçük olduğu için ‘civciv’ koymuşlar adımı… Okulda en büyük özelliğim taklit yapmakmış. Sırf bu yüzden tüm teneffüs aralarında kapışılır olmuşum…
Bir öğretmen tanıdık hayatımıza yön verdi
Felsefe öğretmenimiz Şeyma Hanım… Bizi şablon düşünce kalıplarından kurtardı. “Bir soruyu sorarken sadece iki şık veriliyorsa, ahmaklar gibi ikisine takılmayın, esas zeka bir üçüncü şık varsa onu bulmaktır. Hayatta öğretilenleri hep papağan gibi tekrarlamak mediocrite’ye, çok sıradan olmaya girer. Kendi aklınızı, zekanızı kullanarak yeniden yorumlayın, hayatta hep farklı ve özel olmanın keyfini yaşayın” derdi. Bir öğretmen tanıdık, bütün düşünce kalıplarımızı değiştirip, hayatımıza yön verdi…
İlk gördüğüm film
İlk gördüğüm Türk filmi ‘Hıçkırık’tı. On yaşlarımdaydım, hani şu Muzaffer Tema’nın oynadığı ilk versiyonu. Annemin aynı renk fermuar almam için verdiği kumaş parçaları ile Kızılay’daki tuhafiyeciye giderken Büyük Sinema önündeki kuyruğa takıldım ve elimdeki para ile bilet alıp tek başıma sinemaya girdim. O kadar ağladım ki, elimdeki kumaş parçaları sırılsıklam olup renk değiştirdi. Son sınıflara doğru bir tek Belgin Doruk-Ayhan Işık hayranı idik…
Mimar olmak isterdim
Çok sorulur bu soru; ‘Eğer film çevirmeseydiniz ne olmak isterdiniz?’ Ankara Koleji’ni bitirdiğimde mimar, dekoratör falan olmak için ODTÜ’de mimarlık okumak istedim. Ama dikiş dikerek bizi geçindiren annem merdivenden düşüp belini incitince, ben de hem uçak hem gemi biletleri satan KATONİ şirketine girip çalışmak zorunda kaldım kısa bir müddet için. O arada ‘neye niyet neye kısmet’ devam zorunluluğu olmayan DTCF Arkeoloji bölümüne girdim. Bir müddet sonra Artist dergisinin açtığı yarışmayı kazanınca, değerli yönetmen Memduh Ün’ün Ankara’ya kadar gelip ikna etmesiyle, çok tereddüt yaşamama rağmen annemle kendimizi İstanbul’da bulduk…
Sinema beni bırakmadan ben onu bıraktım

Eskiden bir avuç isimdik, her hafta oynayan filmlerle o zaman başka da bir eğlence olmadığı için seyirci de acayip bir tiryakilik yapıp, ailelerinden biri gibi oluyorduk… Televizyonun gelişiyle bu büyü bozuldu… İzleyicinin sinemayla olan göbek bağı koptu… Sinema salonları seyircisiz kaldı. Biz artık antika eşyalar gibi benzersiz ve çok değerliyiz galiba… Ben kendi hesabıma Yeşilçam döneminin bittiğini düşündüğüm için ‘sinema beni bırakmadan ben onu bıraktığımı’ ilan ettim… Ben onu hatıralarda olduğu yerde öyle kalsın diye düşünerek noktaladım.
Alıngan biriyim
Önyargılı değilim, adil olmaya gayret ederim. Beni tanıyanları güldürmeye bayılırım. Fıkra dinlemeyi ve anlatmayı çok severim. Komik demeyeyim de ‘matrak’ demek daha mı doğru bilmiyorum… Artık bu yaşta rahat söyleyebilirim ki, genelde mümkün olduğu kadar kontrollüyüm… Gerçekte son derece alıngan bir insanım, en ufak bir bakış ve laf kırar, üzer beni. (Sönmez Köksal’ın gözünde nasıl biri?) Geçenlerde bana ‘Sen narin, kırılgan, duyarlı, ince şeyleri fark eden, güzel olan her şeyi merakla takip eden yürekli birisin’ dedi. Hoşuma gitti… Ama ben ekleyeyim, tartışma sevmediğim için içeme atmama kızıyor, çok alınganlık yapıp bazen haksızlık yapıyormuşum. Ben herkese karşı incitmemek için çok dikkatliyim kelime seçimimde de davranışlarımda da. Sevdiğim, önem verdiğim insanlar da bana karşı aynı özeni göstermezlerse bozuluyorum…
Biraz deliliğe vurun
İçinize attığınız çöpler (önemsiz veya önemli şeyler) dışarı çıkmadıkça içinizi çürütür, hasta, hatta kanser bile olursunuz. İşte sadece bu yüzden ya çok güvendiğiniz biriyle ara sıra dertleşin ya psikiyatra danışın. Ya da biraz deliliğe vurun, şakalaşın, gülün, konuşun, bağırın, avaz avaz şarkı söyleyin kırlarda ya da kasım ayında denize girip suyun o efsanevi enerjisini ile yenilenin. Yeter ki çöplüğün kurdu böceği dışarı çıksın, içiniz yenilensin. Hayatınız bir misafirlik ve bir kereye mahsus. Onu bir sermaye gibi değerlendirin. Provası yok, geriye alabilmek yok, tekrarı yok…
Dualar, iyileşmemin büyük bir parçası oldu
Bunca sene sevgi ve saygı görmek çok büyük mutluluk ve inanılmaz bir zenginlik. Ben sevgi ile yapılan duaların şifa olduğunu 15 sene önce kanser olduğumda bir kere daha öğrendim. Dua, düşünce, artı yoğun bir dilek… Düşünce zaten bir eylem… Onun evrende düşünülen kişiye doğru bir yolculuğu var. O dualar, o kadar uzak bir yerde bile beni buldu ve koruyucu bir bulut gibi sarıp sarmaladı. İyileşmemin büyük bir parçası oldu o dualar.
Lafım gençlere
Arkadaşlar, hayattan isteklerimizi ıs-mar-la-ya-mı-yo-ruz. Kendinizi tanıyın, ilimle irfanla donatın, yeteneklerinizle varmak istediğiniz noktanın ne kadar denk düştüğüne, uygun olup olmadığına bakın. Erkenden yola çıkın!
Zirveyi, birinciliği hedefleyin. Zirvedekilerin sırlarını inceleyin, okulu varsa okuyun, kendinizi fark atacak kadar iyi yetiştirin, sabırlı olun. Zirveyi hedeflerseniz, birinci olamazsanız bile diyelim ki onuncu olursunuz ya da yedinci, sonuncu olmazsınız emin olun! Sadece buna odaklanırsanız başarabilirsiniz ama başka bir hayat yok. Gençlikte yaşanacak birtakım şeyleri ıskalamayın çünkü ‘Bu provaydı şimdi esas çekime hazırım’ diyemiyorsunuz. Geri dönüş yok, hayat bir kere…
Her şeyi bilen biri değilim ama beni büyükleri gibi gören gençlere hayatta öğrendiğim en önemli şeyi tavsiye ediyorum: İnsan, en son yaptığıyla ölçülür.
Gençlere tavsiyem bunu hiç unutmasınlar: Arada başarısızlıklar, sıkıntılar bazen dertler olacaktır haliyle. Bence hiç umutsuzluğa kapılmasınlar… Güçlü diyorsunuz benim için. Güçlü görüyorsanız gücüm şuradan geliyor benim; Hiç arkaya bakmamak ve ‘Şimdi ne yapabilirim?’ diyebilmek.
Yılmamayı öğrenmek çok değerli…
Sıkıntılı durumlarda bir iskambil oyunu gibi elinizdeki kartlara bakın. Hiç kimse kapasitesinin üstünde bir şey yapamaz. Ama sizin yapabileceklerinizin sınırı içinde her şeyi deneyin derim. En azından her engebede zıplamayı deneyin…
Hayata inanmak, hayata asılmak ve bunu bütün samimiyetiyle olumlu düşünceye çevirerek yapmak. İşte güç bu. ‘Bu sefer üstesinden geldik galiba’ diyebilmek.
Bir tavsiyem de şükretmesini bilmeleri. Ancak böyle güzel anların tadını yakalayıp biriktirebilirsiniz. Kötümserler, vesvese içinde olanlar o anı da kaçırırlar.
Hayat pamuk ipliğine bağlı bunu hiç unutmayın ve yaşamdaki misafirliğinizi iyi değerlendirin.
Kıyameti koparın
Lütfen ve lütfen empati kurun darp edilen veya ölen insanlarla, ailesiyle… Gençler siz bu konuda öncü olun. Biz beceremedik. Bu konuda kıyameti koparın. Ceza indirimi uygulanmamasında ısrarcı olun. Kadınların güçlenmesiyle daha üretken, daha güzel, dengeli bir toplumda her şey birlikte daha güzel olacaktır. Yeter ki onları hırpalamayın. Sadece sevgiyle el ele verin. Hep birlikte bunun yolunu bulmak için elimizden ne gelirse yapmalıyız. Kadınlar her sahada güçlendiler ve daha görünür ve başarılı olmaya başladılar. Duygusal dehalarının üstünlüğü acımasızca ve çıkar yüzünden birbirini parçalayan bu dünyanın dengesine iyi gelecek.
Ey öfkeli erkekler! Sinirinizi ailenizden, bilhassa kadınlarınızdan çıkarmayın. Onlara asla el kaldırmayın… Onların güçleri size de iyi gelecek.
Herkes zenginliğin peşinde ama…
Herkes zenginliğin ve sahip olmanın derdinde. Ne kadar sahip olurlarsa, o kadar zengin, huzurlu olunacak zannediyorlar. Aynı şekilde ne kadar tüketirlerse o kadar mutlu olacaklarını düşünüyorlar. Ama hep mutsuz oluyorlar. Kaçırdıkları ve göremedikleri şey; Zenginlik neye ne kadar sahip olabildiğinde değil, ne kadar verebildiğinde, ne kadar olabildiğindedir… Siz siz olun çok büyük servet sahibi olmaya o kadar da özenmeyin. Büyük kapital, güç sahiplerine dikkat edin, muhakkak çok büyük bir trajedi vardır çoğunun hayatında… Paranın belli bir laneti olduğunu düşünüyorum aslında. Büyük servetlerdeki hikayeler bu düşüncemi sürekli perçinlemekte zaten.
Yemek yapmayı 40 yaşımda öğrendim
Ankara Koleji’ndeyken yatılı okudum. O yaşlarda soğan yemediğim için okulda hep aç kalırdım. Fazladan harçlık alma gibi bir durumum da yoktu. Hafta sonuna doğru sadece sucuk tadında, mayonezli turşulu sosisli bir sandviç yerdim. O tadı hiç unutamadım. Benim için dünyanın en lezzetli yemeğiydi. Bir de kuru fasülye, pilav ve pişmaniye çıkardı cumartesi öğlenleri. O anın gelmesini dört gözle beklerdik… Annem ona benzememem için beni hiç mutfağa sokmadı. Kırk yaşlarımda öğrendim yemek yapmayı.
Neler okuyorum
Dünya edebiyatından eserleri daha çok beğeniyorum. Yeniden Dostosyevki okudum. Marcel Proust Yitirilen Zamanın Peşinde’yi yeniden keşfettim. Genelde öğrenebileceğim kitapları tercih ediyorum. Felsefe kitapları da ilgimi çekiyor. Prof. Dr. Macit Gökberk’in Felsefe Tarihi referans kitabımdır. Ayrıca, Nietzsche İşte Böyle Buyurdu Zerdüşt, Sofinin Dünyası, Coelho Simyacı, Thomas More Ütopya, Macchiavelli Prens, Jacques Le Goff Orta Çağ’da Entelektüeller, Küçük Prens, James Joyce’un Ulysses’i ve Declan Kiberd’in Ulysses ve Biz, Marques Yüzyıllık Yalnızlık, Stefano d’Anna Tanrılar Okulu, Michio Kaku Geleceğin Fiziği ve Amin Malouf tarzında kitaplar… Bizim yeni kuşak yazarlardan Hakan Günday’ı severim. İhsan Oktay Anar, Murat Menteş, Elif Şafak, Hamdi Koç okurum. Ayrıca Yuval Harari’nin Sapiens ve 21. Yüzyıl için 21 Ders kitaplarını çok önemli buldum.

En son izlediği dizi: Masumlar Apartmanı
En son beğenerek dinlediği şarkı: Hayat sana teşekkür ederim
En son tatile gittiği yer: Portekiz Porto
En çok gitmek istediği yer: Güney Afrika
En büyük pişmanlığı: Hayat arkadaşını çok geç bulmak
En büyük takıntısı: Yapabileceğimin en iyisini yapmak
En önemli uğuru: Ufacık bir nazar boncuğu taşımak
Ne dediler?
Zülfü Livaneli: Film yıldızı olmak ilginç bir deneyim. Kim bilir kaç insanın hayalini süslüyorsun, kim bilir kaç bin duvarda resmin asılı, kim bilir kaç genç kız sana benzemeye çalışıyor. İşte bütün bunlara rağmen ‘sahici, yalın, dost bir insan’ kalabilmek için Filiz Akın olmak gerekiyor.
Türkan Şoray: Adını duyunca içimin titrediği Filiz; narin, duygusal, zarif kişiliğinin yanı sıra her olayı metanetle karşılayan çok güçlü bir yanı da olan arkadaşım… Sinemanın efsane ismi, sarışın güzeli, herkesin kalbine girmiş Filiz Akın’ım.
‘Kırk yıl önce aşık olduğum kadınla evliyim’

Sönmez Köksal: Filiz Akın’ı daha Filiz Akın olmadan önce, bir camın arkasından görüp aşık olmuştum. Camekanı bol bir işyeriydi ve biz bir sürü delikanlı bu güzel kızı görmek için öğle saatlerinde oraya giderdik. Platonik bir gençlik beğenisiydi benimkisi. Biz bunca yıl sonra beraberiz. Yani ben kırk yıl önce aşık olduğum kadınla evliyim.
İlker İnanoğlu: Bana hayat veren insan. Zevkli, kaliteli, kibarlık örneği… Kanseri bile nazikçe karşılayan hayat öğretmenim. Beni hep şaşırtmayı başaran, en iyi arkadaşım, annem.