Festival-şehir ilişkisi

ESER GÜNGÖR

İlki 2004’te yapılan Londra Mimarlık Festivali’nin yirmincisi, geçtiğimiz günlerde sona erdi. Bir mimar ve bir şehir sakini olarak yakından takip ettiğim bu organizasyonun başarılı bir şehir festivali olmasında yapılış yöntemi ve şehirle kurduğu direkt ilişki etkileyici.

Fotoğraflar: Eser Güngör

Dünyanın en büyük mimarlık etkinliği olan bu etkinlik, her sene farklı bir tema belirlenerek gerçekleştiriliyor. Bu senenin teması ise hayatımızın her alanında mevcut olan ve mimarlık pratiği içerisinde önemli bir yer tutan ‘sınırlar‘.

Bir ay süren Londra Mimarlık Festivali, festival kapsamında gerçekleştirilen birçok etkinliğe de ev sahipliği yapıyor. Sergi ve enstalasyonlar, şehrin farklı lokasyonlarında yer alan seminer ve tartışmalar, mimarlık firmalarının ziyaretçilere kapılarını açtıkları ‘Open Studio’ etkinlikleri, mimarlık turları, film gösterimleri, öğrenci sergileri ve çocuklu ailelere özel etkinlikler bunlardan bazıları… Yoğun ve dolu bir takvimle başlayan festival, mimarlık ve tasarımın önemine odaklanarak geniş bir yelpazede gerçekleşiyor.

Londra Mimarlık Festivali’nin  şehrin tümüne yayılan bir yapıya sahip olması ziyaretçi bazında hemen hemen tüm şehir sakinlerine ulaşmayı kolaylaştırıyor. Böylelikle sadece mimari alanda yer edinen kişilerin takip ettiği bir festival olmaktan çıkıp, şehirle bütünleşik bir festival halini alıyor. 

Kent hakkındaki kararları demokratikleştiriyor

Londra Mimarlık Festivali’ni bana göre eşsiz ve çekici kılan en önemli detay, mimarlık ve kent hakkındaki tartışmaları demokratikleştirme yaklaşımı. Bu yaklaşım, ziyaretçilerin yaşadığı şehrin mimarisine eleştiri ve öneride bulunmasına fırsat sunarken, bu önerilerin uygulanmalarını da destekliyor.

Aktif katılımcı ve ziyaretçi sayısı her yıl artan Londra Mimarlık Festivali’nde bu yıl, 500’den fazla etkinlik düzenlendi. 2018 yılında kapılarını açan Türkiye Ticaret Merkezi Londra şubesi de bir dizi etkinliğe ev sahipliği yaparak bu seneki festivale aktif katılım sağladı. Bu durum Türkiye’de üretilen yapı malzeme ürünlerinin da tanıtılmasına yardımcı oldu.

Marka değeri büyük bir şehir olan Londra gibi İstanbul’un da kültürel ve tarihsel kimliğini pekiştiren etkinliklerin daha çok desteklenmesi ve sayıca daha fazla olması gerektiğini düşünüyorum. Bu alanda başarılı ve ses getiren etkinliklere imza atan ekipler bulunuyor ama yeterli değil. Bu tarz etkinliklere kent yönetimlerinin sadece sponsorluk rolünde değil; aktif katılımcı olarak yer alması gerektiğine inanıyorum. Her iki tarafın da kazanım sağlayacağı, ziyaretçilerin de şehirle kurduğu ilişkiyi pekiştiren etkinlikler olmalı. Böylece şehir sakinlerinin şehre olan aidiyetini güçlendiren ve onların tasarlanmış çevre – şehir konusunda bilinçlenmesini sağlayan festivaller ortaya çıkacaktır.

Bu tür etkinlikler kongre merkezlerine sıkıştırılmamalı

Ulaşımın zor olduğu, herhangi bir kongre merkezi binasına sıkıştırılan bir etkinlik veya büyük sponsorların kapalı kapılar ardında organize ettiği resepsiyonlar değil kastettiğim. Tam tersine, küçük büyük demeden; ilgili her katılımcının, kendi ölçeğinde katkı sunduğu mobil ve daha demokratik festivalleri hedeflemek gerek. Çünkü hızla değişen günümüz dünyasının yönelimi bu şekilde ve bizim de ayak uydurmamız faydalı olacaktır.