Evet, siyasetin “pasif özne”si olarak millette, yani iktidar partisinin tabanına biçilen misyon bu: Seçim mitinglerine ve sandığa gitme dışında kendisinden başka bir şey beklenmeyen, başka bir şeyi yapmasına izin verilmeyen, biat, sorgusuz sualsiz kabullenme, lidere tapma talep edilen bir toplam. Siyasetin aktif bir öznesi olmayan, fikirleri önemsenmeyen, “büyüklerimiz bilir” demekten öteye gitmeyen şekilsiz bir kalabalık. İktidarın kafasındaki “yurttaş olmayan yurttaş” modeli yani.
“Yurttaş olmayan yurttaş” diyoruz, çünkü yurttaşlık “aktif özne” olmayı içeriyor, sadece aynı ülkeyi paylaşmak ya da sandığa gidip oy vermek yurttaşlık için yeterli değil, haklarınla ve o hakları genişletmek için mücadele ettikçe yurttaşlaşıyorsun, söz sahibi, karar sahibi olmayı, yetki sahibi olmayı istedikçe yurttaş haline geliyorsun.
Tarih boyunca, ezilenler, sömürülenler, alttakiler, kendi kaderleri hakkında söz sahibi olmak istemişler, bunun için egemen sınıflarla kavgalara, savaşlara tutuşmuşlar, egemen sınıflar “sizin efendiniz biziz” dedikçe bu kavga devam etmiş ve bugün de hala devam ediyor.
Yurttaşlık, “biz biliriz” diyenlere karşı, “siz işinize bakın” diyenlere karşı, “ayaklar baş olursa” diyenlere karşı, ülkesinin ve kendisinin kaderi hakkında sesini yükseltme iradesi anlamına geliyor.