Ekonominin düze çıkarılması adına çalışanların sırtındaki vergi yükü artırılacak, kamuda küçültmeye gidilecek, kamu çalışanlarının maaşları enflasyonun altında kalacak, borçluluk artacak, çünkü tüketebilmek için giderek daha yüksek maliyetlerle borçlanmak gerekecek.
Tüm bunlara ise son derece paradoksal bir şekilde, kurumsallığını yitirmiş, bürokrasinin rasyonel bir şekilde işlemediği, liyakat esasına dayalı olmayan, kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığı, parlamentonun ve yüksek yargının işlevini yitirdiği, tek adamın iki dudağı arasından çıkacak sözlerle yönetilecek bir devlet aygıtı eşlik edecek. Yani “şirket-devlet”te “şirket mantığı”yla “devlet mantığı” kaçınılmaz bir çelişki yaşayacak, hatta kimi zamanlar birbiriyle kavga edecek, ters düşecek.
Artık yeni bir döneme girdiğimiz muhakkak, yeni rejimin kendisini resmi/anayasal statüye kavuşturmayı başardığı, devlet aygıtının hem içerik hem biçimsel olarak dönüşümünü büyük ölçüde tamamladığı yeni bir dönem bu. Otoriterleşme-piyasalaşma-dinselleşme üçlüsü üzerine kurulu olan rejim inşası, şimdi bu üçlüyü anayasal statüye kavuşmuş bir şekilde derinleştirecek.