Sağ popülizmin iktidardaki erken örneklerinden biri olan AKP, Erdoğan’ın partinin başına resmi olarak geri döndüğü şu süreçte tüm dünyada yükselişte olan sağ popülizm rüzgârını arkasına almak istese de, bu o kadar kolay görünmemektedir.
Çünkü bir yandan ekonomide deniz bitmekte, ekonomi yönetimi giderek bir kriz yönetimine dönüşmektedir, artan işsizlik, özellikle genç işsizlik, aynı anda enflasyon artışı ve ekonomik durgunluk gidişatın nereye doğru olduğuna dair önemli ipuçları vermektedir. Öte yandan mağduriyet ve hamasetin karışımı olan söylem de sallantıdadır, çünkü içeride ve dışarıda kullanılabilecek bütün malzeme neredeyse tükenmiştir ve bu nedenle şapkadan tavşan çıkarma arayışları, “yeni bir hikâye yazmak” adı altında gündemdedir.
Meselemiz elbette ki oturup bu tükenişi izlemek değil, bizim kendi hikâyemizi nasıl yazacağımız ve o hikâyeyi nasıl büyütüp çoğaltacağımızla ilgilidir. Geniş halk kitleleri giderek yoksullaşırken, milyonlar açlık ve yoksulluk sınırında yaşıyorken, işsizler ordusuna her gün binlerce genç eklenirken, siyasetten dışlanan “Ekmeği nasıl bölüşeceğiz” sorusuna vereceğimiz yanıt, bu hikâyenin özünü oluşturacaktır.
Otoriterleşmeye ve gericileşmeye karşı mücadele ile ekmeği bölüşmeye ilişkin mücadelenin belki de ilk kez böylesine iç içe geçtiği, belki de ilk kez bütünsel bir mücadelenin zemininin ortaya çıktığı bir zaman dilimindeyiz. Tam da bu nedenle yazılmayı bekleyen bir hikâye var. Başarabilir ve o hikâyeyi yazabiliriz.