Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Verilerle oynandığı halde yüzde 70’lere doğru çıkan ve gerçekte çok daha yüksek olan enflasyon, emek hariç her şeyin fiyatının uçması anlamına geliyordu. Yani her şey zamlanırken ücretler, maaşlar aynı oranda zamlanmıyor ve halkın alım gücü reel olarak düşüyordu. Bu ise daha çok yoksullaşma, daha çok sefalet demekti.
Bu durum kaçınılmaz bir şekilde 31 Mart yerel seçimlerine yansıdı ve AKP 22 yıllık tarihi boyunca ilk kez bir seçimden ikinci parti olarak çıktı, CHP ise SHP ile kazanılan 1989 yerel seçimlerini saymazsak 1977’den beri ilk kez bir seçimde birinci parti oldu. Halk sandığa gitmiş ve kendisini planlı, programlı bir şekilde yoksullaştıran Şimşek programına ve onun arkasındaki iktidara faturayı kesmiş, 22 yılın en büyük uyarısında bulunmuştu.
31 Mart seçim sonuçları, eğer doğru bir şekilde kullanılabilse ve iktidar bunun üzerinden sıkıştırılabilse ülke kolaylıkla bir erken seçim konjonktürüne sokulabilir ve belki de 2025 bir seçim yılı olabilirdi. Ancak CHP bunun yerine gayet bilinçli bir şekilde “normalleşme” ya da “yumuşama” dönemi denilen süreci başlattı ve iktidarı içerisine düşmekte olduğu hegemonya bunalımından çıkaracak bir adım atmış oldu. İlk aylardaki birkaç butik mitingi saymazsak, Şimşek programına yönelik büyük öfke bütünlüklü bir stratejiyle toplumsal muhalefet dinamiklerini harekete geçirmek ve siyaseti kürsülerin dışına taşıyıp halkla buluşturmak için kullanılmadı; bilakis bile isteye sönümlendirildi ve pasifize edildi.