AB liderleri ile Erdoğan arasındaki görüşmenin sunulma biçimlerini de birlikte ele almak anlamlı olabilir. Türkiye’de birçok basın organı bu görüşmeyi, Anadolu Ajansı’na dayanarak, Erdoğan’ın “Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde zorlu bir dönemi geride bırakmış olmayı umuyoruz” sözleriyle verdi.
ABD’nin en önemli gazetelerinden The New York Times ise Reuters Ajansına dayandırdığı haberinde AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’ın, Eroğan ile görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, AB olarak Türkiye’ye kaygılarıyla ilgili sundukları liste konusunda hiçbir olumlu yanıt alamadıklarına ilişkin sözlerini başlığa çıkardı. Basın özgürlüğüne dair karanlık tablo bu liste içinde başlarda yer alıyor.
Dolayısıyla, bu zirvenin Türkiye basınının önemli bir kesiminde gerçekliğin eğilip bükülerek Erdoğan’ın AB perspektifinden kopmamaya yönelik ifadesine dayandırılarak verildiğini, AB liderlerinin Türkiye’den talepleri bakımından ise Türkiye’nin çok uzak bir noktada olduğu gerçeğinin gerilere itildiğini ifade edelim.
Bu, Varna’daki görüşmenin ortaya koyduğu önemli bir noktayı oluşturuyor. Diğer önemli nokta ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hükümetinin AB ile ilişkilerin ‘açılım’ söylemini öne çıkardıkları dönemlerdeki düzeyinde olamayacağının da bilincinde olan, ancak ABD ile de gerilimli bir sürecin yaşandığı bir dönemde AB ile de sürekli polemiğe dayalı bir ilişkinin yalnızlaştırıcı sonuçlarını görmüş olmanın bir tezahürü olarak okunmalı.
Yani üst perdeden efelenme söylemlerinin geriye çekildiği yeni bir ilişki biçimi.