İletişim Başkanlığı’nın Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarıyla ilgili açıklamasındaki “medyanın sorumluluk bilinciyle hareket etmesi” çağrısı değerliydi.
Haklı ve bizlerin de yıllardır vurguladığı uyarılardı bunlar. Ancak iktidar medyası bile bu çağrıya uymadı; medyanın genelinde etik ilkeleri hiçe sayan, şiddetin etkisini büyüterek yansıtan, toplumda travmayı artıracak yayınlar oldu.
14 yaşındaki saldırgan çocuğun poligonda atış yaparken, doğum gününü kutlarken, okulda dans ederken çekilen fotoğraf ve görüntüleri kullanıldı. Oysa bu tür görsellerin sakıncası, saldırgan çocuğun WhatsApp profiline ABD’de 6 kişiyi katleden Elliot Rodger’ın fotoğrafını koymasından bile belli.
Önceliğimiz okul saldırılarının özendirici olmaması, toplumda korku ve panik etkisi yaratmaması için özen göstermek olmalıydı. Maalesef bu yapılamadı; korku ve endişenin yayılmasına aracılık edildi. Okul saldırılarının temel nedenlerine yoğunlaşılmadı; kamu otoritesinin sorumluluğu, eğitim sistemindeki bozulma yok sayıldı.
Bu saldırılar, bireysel ve ailevi problem olarak ele alındı; saldırının önlenememesi de güvenlik sorununa indirgendi. Polisiye gözlükle bakılınca da çocuklar, “suç”un odağına konuldu, güvenlik tehdidi olarak gösterildi. Ardından başlayan çocuk gözaltıları da tehlikeyi önleyecek bir yöntemmiş gibi desteklendi haberlerde.