Şu an itibariyle içine düşülebilecek en büyük hatalardan biri de, bu olumsuz gidişatı Hollanda’yla sınırlamaktır. Hollanda’da yaşananlar Avrupa faşizminin bir cüzüdür.
Mesele Avrupa Birliği’nin krizi olmanın ötesine çoktan geçti. Avrupa’nın krizidir yaşanan. Çapsız siyasetçilerin beceriksizlikleri, ekonomik daralma, toplumsal durağanlık ve kültürel kırılmalar liberallerin Avrupa rüyasını yerle yeksan etti.
Liberallerin Avrupa rüyasının çok matah bir şey olduğu da sanılmasın. Avrupalı liberaller yeni sömürgecilik esasına dayalı bir küreselciliğe dayanmaya çalıştı yıllar yılı.
Türkiye 2002 sonrasında bu yeni sömürgeciliğe, bağımlılık siyasetine itiraz etti. Ve güçlenerek çıktı Avrupa’nın karşısına.
Şimdi, ırkçı söylemlerin damga vurduğu yeni Avrupa’nın derdi bir yandan Türkiye’yi kıskaca almak, diğer yandan Türkiye’yi kullanarak kendi birliğini inşa etmek. Bu birliğin temel değerlerinin ne olacağını merak edenler, yukarıdaki söylemlere, Hollandalı siyasetçilerin sarf ettiği sözlere bakabilirler.
Biz bu kirli denklemde yokuz, olmamalıyız.
Biz kendi birlik ve beraberliğimizi temin edip, kendi kaderimizi tayin etmekle ilgili mücadelemizi sürdürmeliyiz.
Avrupa rüyası da, Türkiye’nin Batılılaşma sancısı da son bulmuştur!