Memlekette en az erkek şiddeti kadar kendimize dert edeceğimiz bir gerçek daha var. Kadın yoksulluğu. Yoksulluk, bu ülkede kadınlar için öyle sayılarla, ekonomik durum tespitleri ile anlatılacak bir gerçek değik, başlı başına bir şiddet biçimi.
Ekmek ve Gül’ün 15 ilde, 2 bin 804 kadınla yüz yüze yaptığı “Türkiye’de Kadın Yoksulluğu Panoraması” çalışması tam da bunu anlatıyor. 1 Mayıs’a giderken kadınların hayatına yakından bakıyor.
Çalışmayan kadınların %28,1’i tek bir şeyi söylüyor: “Çocuk, yaşlı bakımı ve ev işleri.”
Yani bildiğimiz, yıllardır konuştuğumuz ama hâlâ çözülmeyen mesele: bakım yükü.
Bakım yükünü “istihdama engel” olarak gören kadınların %11’i zaten bir işte çalışıyor. Yani kadın çalışsa bile bu yük ortadan kalkmıyor. İşten çıkıyor, eve geliyor, ikinci mesai başlıyor. Üstelik görünmeyen, karşılığı ödenmeyen bir mesai.
Bir başka veri: Kadınların beşte biri, yani yaklaşık %20’si, istihdama katılmasının önündeki en büyük engellerden birinin “iş bulamamak” olduğunu söylüyor. Burada da tablo ikiye ayrılıyor.
Bir tarafta eğitimli genç kadınlar var. Okumuş, mezun olmuş, iş yok.
Diğer tarafta 50 yaş üstü kadınlar var. Onlar için de iş yok. Çünkü “yaşlı” bulunuyorlar.
Yani sistem kadınlara iki farklı yerden aynı şeyi söylüyor: “Sen burada fazlasın.” Bir de tüm bunların yanında iş bulanlar. Onlar için hayat daha mı kolay?