(…) yeni anayasanın şekillenme süreci birbirine epeyce zıt sonuçlar üretme potansiyeli olan bir döneme işaret ediyor. Bu anayasa siyasi bilek güreşini kazanan tarafın halka kendi damgasını vurmasını mı, yoksa gerçekten de bir toplumsal sözleşmeyi mi ifade edecek? Soru budur…
Türkiye’nin bugüne dek beceremediği ve birçoğumuzun henüz içine sindiremediği alternatif ikincisidir. Çünkü meselenin temelinde bizim henüz bir ‘toplum’ olamamış olmamız yatıyor.
Bizans’tan bu yana cemaatlerden oluşan bir halk olarak yaşıyor ve birbirimize de cemaatçi mantıkla bakıyoruz. Dolayısıyla kendi kimliğimizi, kendi istek ve tercihlerimizi, kendi mağduriyetlerimizi önemsiyoruz.
Bize benzemeyenle yan yana yaşama tecrübemiz çok kadim olmakla birlikte, bize benzemeyenle ‘birlikte’ yaşama isteğimiz zayıf. Farklı olanı merak etme, ilişki kurma, dinleme ve anlama alışkanlığımız neredeyse yok.