Önüne geleni hapse atarak problem çözeceğini sanmak, düşman gördüğün kuruma kayyum atayarak malına mülküne, seçilmiş mikro iktidarlara el koymak, adaletsizliği ve insafsızlığı demokrasinin gereğiymiş gibi yutturmaya çalışmak, sahte bir demokrasi kahramanlığı destanı yaratarak milli duyguları ajite ederek kirli işlerine meşruiyet kazandırmaya çalışmak, nefret söylemi ve linci günlük yaşamın bir parçası haline getirerek toplumu bölmek, düşmanlaştırmak geri dönülmesi zor bir yönetim krizinin göstergeleridir.
Bu kriz bütün ülkeyi etkiliyor ve kalıcı zararlar veriyor.
Bu kriz ülkenin itibarını yerle bir ediyor.
Bu kriz hepimizi tekinsizlikler içinde tehdit ediyor ve geleceğe ilişkin kaygılarımızı büyütüyor.
Krizin kaynağı olan şeyi doğru tespit edip ona uygun önlemler alması gerekirken, kendisine muhalif olan herkesi ve her şeyi yok etmeye çalışan bir yöneticinin psikolojisi olsa olsa paniktir. Panikle kriz yönetilemez, doğru strateji kurulamaz.
Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu hal tam anlamıyla bir yönetememe krizidir. Bu noktadan sonra artık krizin asıl kaynağı değil, onu akılcı, adil ve hukuki çerçevede çözemeyen ve ülkeyi yönetim krizine sokan yöneticiler sorumlu tutulacaktır.