Nimet Tanrıkulu, geçen şubattan bu yana Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan eşi, 78’liler Girişimi sözcüsü Celalettin Can’ı anlattı. Tanrıkulu, 12 Eylül döneminde 20 yıla yakın hapis yatan eşi için, “Bu ülkede ona kaybettirilen yıllar var. Yapmak, yaşamak istedikleri var” dedi.

78’liler Girişimi sözcüsü, insan hakları savunucusu Celalettin Can, ’12 Eylül davası kararını protesto ettiği’, ‘slogan attığı’, ‘Cizre ve Sur’a battaniye gönderdiği’ için 20 Şubat’ta tutuklanmıştı. Çözüm sürecinde ‘akil adamlar’ grubunda çalışmalar da yürüten Can, 12 Eylül döneminde 19 yıl dokuz ay hapis yatmıştı.
Cumhuriyet’ten Seyhan Avşar’a konuşan Tanrıkulu, eşi Can’ın gözaltına alındığı geceyi şöyle anlattı: “Gece saat 02:30 civarlarıydı. Daha yeni uyku haline geçmiştik. Kapıyı nasıl çalarlar bilirsiniz. Yine öyle çaldılar. Şiddetle çalınan kapı sesi ile uyandık. Evi kısmen aradılar. Belirli bölümlerini de dağıttılar. Arama yaparken o evde benim de yaşadığımı bilmelerine rağmen kadın polis getirmemişlerdi. Özel eşyalarıma varana kadar baktılar. Ben ve Celalettin demokrasi ve insan hakları mücadelesinde ortak bir yaşamı paylaşıyoruz. Yaşamın içerisinde beraber varız. Yaşamı paylaştığınız bir insanın evden götürülüşü farklı bir şey yaşatıyor insana. O anı tarif etmek çok zor. Ama bunu gelenlere, özellikle de Celalettin’e belli etmek istemedim.”
Can’ın 14 gün gözaltında kaldığına işaret eden Tanrıkulu, “Onun sağlığını olumsuz etkiledi. Havasız ve çok sıcak bir ortamda kaldı. Gözaltındayken ilaçlarının bir kısmını vermediler. Çok şikayet eden biri değildir. Ama orada ortamın onun sağlığını olumsuz etkilediğini öğrendik” diye konuştu.
Gözaltı sürecinin ardından eşinin tutuklanmasını beklemediğini söyleyen Tanrıkulu, nedeniniyse şu sözlerle açıkladı: “Celalettin bir şey olduğunda Terörle Mücadele’ye (TEM) çağrılıp, ifade veriyordu. Oradaki polisler kendisine, ‘Her çağırdığımızda geliyorsun, seni tutuklamamızdan korkmuyor musun?’ demişlerdi. Celalettin ise ‘Bu ülkede yaşamak istiyorum. Tabii ki gelip ifade vereceğim. Doğru bir mücadele verdiğimi biliyorum’ demişti. Tutuklanmadan bir hafta önce ise polisler yine eve gelmişlerdi. Biz evde yoktuk. Güvenlik görevlisine TEM’e gelmesi söylenmiş. Celalettin avukatıyla TEM’e gidip yaklaşık beş saat ifade verdi. Belki de bir sinyal vermek istediler. Celalettin’in bu ülke dışında yaşaması mümkün değil, bu ülkede ona kaybettirilen yıllar var. Yapmak, yaşamak istedikleri var. Kendisi bu topraklara sevdalı bir insan. Arkadaşlarını, yoldaşları ile olan bağlarını bırakıp gidecek bir insan değil.”
‘Kitap okur, müzik dinlerdik; bütün bunlar eksildi’
Tanrıkulu, Can’ın yaşadığı sağlık problemlerine de değindi: “Evden alındığı gün yapılması gereken kontrolleri vardı. Cezaevinde bu kontroller yapılmadı. Celalettin bir kalp ameliyatı geçirdiği için sürekli kontrole gidiyordu. Biyopsi olması gerekiyordu. Kan tahlili vermişti. 3 Mart’ta da biyopsisi yapılacaktı. Ancak tutuklandı ve uzun bir süre cezaevi yönetimi biyopsi yapılması için bir adım atmadı. Adalet Bakanlığı’na, cezaevi yönetimine bu durumu sürekli olarak yazılı olarak bildirdik. Daha sonra Kampüs Hastanesi’ne götürüldü. Kontroller yaptıktan sonra, ‘Böyle devam edilebilir. Biyopsiye gerek yok’ denildi. Bu yanıt üzerine ısrarlarımız devam etti. En son iki hafta önce kaldığı hücreye gelinip, ‘Senden biyopsi isteniyormuş’ denilerek hastaneye götürülüyor. Götürüldüğü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ise biyopsi için 31 Mayıs’a randevu verildi. Hastaneye de elleri kelepçeli olarak götürülüyor. Muayenesi ise askerlerin yanında kelepçesi çözülmeden yapılıyor. Cezaevine girip çıkarken de tekrar tekrar aranıyor.”
Tanrıkulu, ‘Can’sız’ günlerinin nasıl geçtiğiniyse şu sözlerle anlattı: “Ev ortamında Celalettin’le birlikte müzik dinlerken, kitap okurken, bir şeyler izlerken sürekli birbirimizle paylaşırdık. Bazen akşamüstleri birlikte türkü dinlerdik. Böyle ortamlarımız olurdu. Bütün bunlar hayatımızdan eksildi tabii.”