Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Erdoğan’ın “hayırlı olsun” dediği; resmi enflasyon yüzde 47’yken, işçiye yüzde 30 artışı reva görmek, emeğin alın terini, sermayenin direktiflerine sadakatle kurutmak demek.
Özgür Özel’in grup kürsünden tehditkâr söylemleri, (“Bu ülkeyi size dar ederiz” demişti) ardından bir tweetle gelen cılız grev çağrısı ve sonrasında MYK’sını toplama kararı bir kez daha tabana umut satıp hayal kırıklığı üretmez umarım.
Geçmişte neoliberal politikalarla emeği iliklerine kadar sömüren düzenin bir başka yüzü olan Ali Babacan ise emeği değersizleştiren bu sistemin köklerine sessiz kaldı.
Babacan’ın “kul hakkı” sızlanışı, bizzat sermaye düzeninin farklı bir versiyonu, bir ikiyüzlülük, piyasa dostu politikalardan gelen bir vicdan aldatmacasından ibaret…
IMF’nin ve sermaye çevrelerinin talimatlarıyla belirlenen 22 bin TL, alın terinin, emeğin bedelinin, yoksulluğun pazarlık konusu yapıldığı bir tabloyu temsil ediyor.
Sermaye çevrelerinin “Yüzde 30’u aşmasın” talimatına hükümetin uyumu, işçi sınıfına dayatılan sömürü zincirinin küresel patronlarla iş birliği içinde güçlendirildiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Dün gece örneğine bir kez daha tanıklık ettiğimiz üzere; Türkiye’de asgari ücret, özellikle AKP’li yıllarda, sermayenin çıkarlarını önceleyen neoliberal politikalar doğrultusunda, emekçilerin yeniden üretim maliyetlerini düşürme aracı olarak kullanıldı.