Açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veren milyonların yanı sıra, dışarıdan bakıldığında “geçinebiliyor” görünenler bile her ay biraz daha geriye gidiyor.
Son yıllarda daha da belirginleşen ve etkisini artıran kitlesel yoksullaşma dalgası iktidarın bilinçli ekonomik tercihleri ve önceliklerinin kaçınılmaz bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Ekonominin dümenini halkın en temel yaşamsal ihtiyaçlarından çok, sermayenin ve patronların istek ve beklentilerine kıran siyasi iktidar, başta ücretli emekçiler ve emekliler olmak üzere, toplumu derin bir sefalete mahkum ediyor.
Her ay açıklanan resmi enflasyon rakamları ile çarşı-pazardaki gerçek fiyatlar birbirini hiçbir zaman tutmuyor ve aradaki makas giderek açılıyor. İşçilere, kamu emekçilerine ve emeklilere kağıt üzerinde artış yapılıyor ama bu zam mutfaktaki yangını söndürmüyor. İnsanlar, ceplerindeki aynı parayla her ay daha az gıda ve temel ihtiyaç malzemesi alabiliyorlar.
Bu durum, herkesin gözü önünde giderek büyüyen ama adı bir türlü konulmayan “görünmeyen yoksulluk” kavramını gündeme getiriyor.