Eren Keskin: İstanbul Sözleşmesi'nin temelinde kadınların kendi kanlarıyla verdikleri bir mücadelenin emeği var

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Dedik ki: Diyarbakır’da kocası tarafından annesi katledilen kendisi de ağır yaralanan Nahide Opuz davasında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkum edilmesinin ardından Avrupa Konseyi tüm üye devletlere bir çağrı çıkarttı. Bu çağrıda kadınları şiddete karşı koruyacak bir sözleşme hazırlanmasını istedi. İstanbul Sözleşmesi bu şekilde ortaya çıktı. İstanbul Sözleşmesi’nin temelinde kadınların kendi kanlarıyla verdikleri bir mücadelenin emeği var. Büyük bir emek, büyük bir kurtuluş isteği var. İstanbul Sözleşmesi bu şekilde, İstanbul’da imzaya açıldığı için de İstanbul Sözleşmesi adını aldı ve ilk imzacısı da Türkiye Cumhuriyeti devleti oldu.

Ancak Türkiye Cumhuriyeti devletinin her konuda olduğu gibi kadınlara karşı yaklaşımı konusunda da oturmuş gerçek anlamda demokratikleşmeyi hedefleyen bir bakış açısı yok. O dönem iktidar daha Avrupa Birlikçi bir siyaseti kendi gelişimi açısından önemli bulduğu için izliyordu. Ancak bugün hiçbir şekilde demokratikleşmeyi önüne koymayan, insan haklarını ayaklar altına alan bir zihniyet hüküm sürüyor. Bu nedenle de İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede imza çekildi.

Biz kadınların mücadelesi sonucunda ortaya çıkmış bu sözleşmenin, geri gelmesini istiyoruz. Geri getirmelerini talep etmiyoruz, geri getireceğiz diyoruz. Meclis Başkanı’na da bugün görevini hatırlatmak istedik. İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar görüşülmek üzere Meclis’e getirilmesini istedik. Ancak bir -iki dakika sürecek olan bu açıklamamıza dahi izin vermeyen bir polis teşkilatıyla karşılaştık. Biz 90’larda bile insan hakları savunucuları olarak sokaklarda basın açıklamalarını çok rahat bir şekilde yapardık. Aynı devlet aklı o zaman öldürme, kaybetme, köy yakma gibi yöntemleri kullanırken bugün de aynı akılla maalesef ki ifade ve örgütlenme özgürlüğünü korkunç bir biçimde engelliyor. İşte, bizim bugün şu iki cümleyi kurmamıza dahi izin verilmedi.

Eren Keskin’in yazısı