11 Temmuz’da sembolik bir törenle silahlar yakılmış olmasının üzerinden bir yıl geçti. Ancak kapsayıcı yolun ve demokratik sürece katılımın önü açılmadı. İktidarın oyalama ve sürekli yeni gerekçeler bulma tutumu bu adımların atılmasını engelledi. Bu tutum, iki yıldırı süren barış ve demokratikleşme sürecinin heba edilmesi endişesi yaratıyor.
Dolayısıyla “çerçeve yasa”nın bir an önce Meclis’e gelmesi ve içeriğinin kapsayıcı, şeffaf ve mutabakata dayalı olması gerek. Bu adım toplumda gerçek bir nefes alma ortamı oluşturacaktır. İktidarın süreci araçsallaştırmadan, oyalamadan ve muhataplarıyla koordine içinde ilerlemesi halinde ise barışın ikinci aşamasına daha güvenli biçimde geçilecektir. İki yıldır süren şiddetsiz ortamın kalıcılığı hale gelmesi ancak böyle garanti altına alınabilir.
Sonuç olarak; Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümü, iktidarın siyasi takvimine ya da seçim hesaplarına feda edilemeyecek kadar kritik bir konudur. Bu bilinmelidir ve suistimal edilmemelidir. Toplumun beklentisi mevcut tabloyu ilerlemekten yanadır. Süreç daha fazla geciktirilmeden, şeffaf ve katılımcı biçimde ilerletilmelidir. Zira barışın ve demokratikleşmenin önündeki engelleri kaldırmak, iktidarın elinde olan bir tercih değil, tarihsel bir sorumluluktur. Bu sorumluluktan kaçmak, süreci ve Türkiye’yi daha da derin bir çıkmaza sürükleyecektir.