Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Türkiye olarak şimdi 100’lü yılların içerisindeyiz de, akla bazı sorular geliyor…
Peki, biz geçen yılki 100. yıldönümünü nasıl kutlamıştık?
Unutmuş olanlar için söyleyeyim, biz 100. yılı hiçbir şey yapmayarak kutlamıştık!…
…O gün geldi… Merakla beklediğimiz marşımıza en sonunda kavuştuk.
Ve televizyonlarımızın başına geçtik,
Karşımızda görkemli bir orkestra ve koro vardı…
Boru değil bu, Saray Cumhuriyet’in 100. yılını kutluyordu.
Marş çalındı, söylendi ve bitti…
Çok ilginçtir, o uzun marşta Mustafa Kemal Atatürk’ün adı sadece bir kez geçiyordu.
Herhalde sadece o kadarı layık görülmüştü!
Hem kendi adıma ve hem de Türk Milleti adına söylüyorum, biz belleklerimizde iz bırakması gereken o marşı sadece o gece izleyebildik! Hepsi o kadar.
Söz yazarı kimdir, bestecisi kimdir, o konuda pek bir fikrimiz ne yazık ki olmadı…
Şimdi aradan bir uzun yıl geçti, şu anda bir tek dizesini bile bilmiyoruz.
Bunun adına devletin baştan savması denilir.
Bir şeyi yapmış görünecek ama aslında yapmamış olacaksın.
Kimler tarafından nasıl kandırılmak istendiğimizin somut örneğidir.