Eğer duvarda, askıya alınmış bir anayasa varsa…
E

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

 

 

murat sevinc kelle

MURAT SEVİNÇ

Türkiye Cumhuriyeti’nin bir anayasası var. Kabul tarihi, 7.11.1982. Kanun numarası, 2709.

Bugüne dek 17 kez değiştirildi. Halen yürürlükte.

11’inci maddesine göre, hükümleri, ‘yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri’ bağlar.

Demek ki Anayasa’nın hükümleri, TBMM’yi bağlar. Devlet başkanını bağlar. Başbakanı bağlar. Bakanları bağlar. Yargıçları bağlar. Valileri bağlar. Kaymakamları bağlar. Mal müdürlerini bağlar. Beni bağlar. Sizi bağlar

Kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz.

Anayasa, kişi hak ve özgürlüklerini güvence altına alan çok sayıda hüküm barındırmaktadır. Söz konusu hükümlerin tümü, bağlayıcıdır.

Örneğin,

Anayasa’nın 17’nci maddesine göre (2), Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz. Madde, insanlar arasında bir ayrım yapmaz. İşkence yasağı, her insan için öngörülmüştür!

Anayasa’nın 19’uncu maddesine göre, herkes kişi hürriyetine ve güvenliğine sahiptir.

Anayasa’nın 25’inci maddesine göre Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanmaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle suçlanamaz.

Anayasa’nın 28’inci maddesine göre, Basın hürdür, sansür edilemez.’ ‘Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Anayasa’nın 35’inci maddesine göre, Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Anayasa’nın 36’ncı maddesine göre, Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Anayasa’nın 37’nci maddesine göre, Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz… (bu sonucu verecek) yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.

Anayasa’nın 38’inci maddesine göre, ‘Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.’ (3) ‘Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. (4) Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz. (5) ‘Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez. (6) Ceza sorumluluğu şahsidir. (7) Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez. (9)

Yukarıda sayılanlar Anayasa hükümleridir. Bağlayıcıdır.

Temel haklar belli durumlarda sınırlanabilir kuşkusuz. Sınırlama, Anayasa’nın 13’üncü maddesine göre ‘ancak kanunla’ yapılabilir.

Anayasa’nın aynı maddesine göre sınırlama, ‘ölçülü’ olmalıdır.

Anayasa’nın aynı maddesine göre sınırlama, o hakkın düzenlendiği maddede sayılan nedenlerle yapılabilir, yani genel gerekçelerle sınırlama olmaz.

Anayasa’nın aynı maddesine göre sınırlama, hak ve özgürlüğün ‘özüne’ dokunamaz, yani onu tümüyle kullanılamaz hale getiremez.

Anayasa’nın aynı maddesine göre sınırlama, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz.

OHAL’ler, Anayasa’da ayrıca düzenlenmiştir.

15 Temmuz’da Türkiye’nin yaşadığı türden bir olayda OHAL ilan etmek, olağandır. Olağandışı/kabul edilemez olan, çıkarılan KHK’lerin içeriği ve uygulamalardır.

Buna mukabil ikinci OHAL, görünen o ki, OHAL KHK’leri ‘tadından yenmediği’ içindir.

OHAL KHK’si çıkarmak, Anayasa’nın Bakanlar Kuruluna tanıdığı bir yetkidir. Ayrıntılarıyla hükme bağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi, 1991 yılında bir OHAL KHK’sini incelemiş ve iptal etmiştir. Kararında, son derece sağlam bir hukuk mantığı vardır. Kendisini, önüne gelen metnin ‘adıyla’ bağlı saymamış, içeriğine bakmış, KHK’nin OHAL KHK’si olmadığına karar vermiş ve inceleyerek iptal etmiştir.

Anayasa’nın 153’üncü maddesine (son) göre AYM kararları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.

OHAL KHK’leri, yalnızca OHAL süresi içinde etki doğurur. OHAL sona erdikten sonra hükmünü kaybeder.

OHAL KHK’si ile OHAL sonrasında etki yapacak bir hüküm tesis edilemez.

OHAL KHK’si ile kanunlarda değişiklik yapılamaz. Aksi halde KHK, OHAL dönemi dışında etkili olur ki, olanak dışıdır.

Demek ki tartışma yaratan KHK’lerin çoğu, Anayasa’ya ve AYM içtihadına aykırıdır. Yaşanan darbe girişiminin vahameti, devletin ‘hukuk içinde kalması yönündeki zorunluluğu’ ortadan kaldırmaz. Oysa KHK’lerin önemlice bir kısmının darbe girişimi ile doğrudan ilgisi yoktur.

OHAL, eğer siyaset teorisindeki, siyaset bilimindeki muhtelif tartışmaları, Schmitt’i, Agamben’i vb. bir yana bırakırsak, pozitif hukuk kuralları bağlamında bir hukuksuzluk düzeni değildir. OHAL, olağan dönem kurallarıyla tedavi edilemeyecek arazların belirmesi durumunda başvurulan, bir ‘diğer hukuk düzeni’dir.

Ayrıca Anayasa’nın 15’inci maddesi, savaş dâhil türlü olağanüstü durumda devletin temel hakları askıya alabilmesinin sınırını da çizer:

Devlet, bu durumlarda dahi milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklerini ihlal edemez.

Devlet bu durumlarda dahi, hak ve özgürlüklerin kullanılmasını durdururken ‘ölçülülük ilkesine’ uygun hareket etmek zorundadır.

Devlet bu durumlarda dahi, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunamaz (yani, hiçbir biçimde işkence yapamaz!).

Devlet bu durumlarda dahi, hiç kimseyi, din, vicdan, düşünce ve kanaatini açıklamaya zorlayamaz.

Devlet bu durumlarda dahi, suç ve cezaları geçmişe yürütemez.

Ve bu durumlarda dahi, ‘suçluluğu mahkeme kararıyla saptanıncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

Sayılan ilkeler/hükümler, yıllardır sabah akşam küçümsenen Anayasa’da yer almaktadır. Belli ki Türkiye’de pek çok siyasetçi ve ne yazık ki mebzul miktar hukukçu/akademisyen, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ‘anayasası’ olduğundan ya habersizdir ya da okuduklarını anlamamaktadır. İki ihtimal de son derece üzücüdür.

Oysa açıklıkla görüldüğü üzere, Türkiye’de Anayasa’nın çiğnendiğini anlamak için anayasacı olmaya gerek yoktur. Okuma bilmek, yeter de artar. Okuduğunuz yazıyı kaleme almak içinse, doğrusu, okuduğunu aktarabilmek yeterlidir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, askıya alınmış durumdadır. Anayasa hukukunda bu tür anayasalara ‘nominal anayasa’ adı verilmektedir. Türkçesi, ‘sözde anayasa’dır. Sözde anayasal düzenlerde, anayasal gerçeklikle siyasal gerçeklik örtüşmez. Türkiye, Cumhuriyet tarihinde ilk kez sivil bir iktidar döneminde, sözde anayasa düzenine geçmiştir. Buna mukabil Anayasa hala yürürlüktedir ve duvarda asılı durmaktadır.

Bu günler geçecek (ki hep geçer), OHAL’ler bitecek (ki hep biter) ve bir gün mutlaka, hikâyenin sonunda, anayasa asılı olduğu yerden inecektir (ki hep iner). Mutlaka inecektir…

Not: Hurşit Külter’in yaşaması, her insanın yaşadığı haberinin alınması, sağlıklı insanlar için kuşkusuz mutluluk verici. Buna mukabil şu hayatta herhalde ‘herkesi kandıran rezil adam’ ile ‘ne yani yaşamasına üzüldünüz mü?’ zırvaları arasında, konuşacak bir yer olmalı. Soruların sorulacağı ve yanıtlanacağı, insan zekâsına hakaret olmayan bir yer. ‘Gerçeğin’ filizlenebileceği bir yer…