Türkiye, SAGP (Satın Alma Gücü Paritesi) ölçüsüyle kabaca 3 trilyon dolarlık GSYH üreten dünyanın 11. büyük ekonomisidir. Türkiye’de milli gelir dağılımı adil değildir. Bunu telafi için AKP, dar gelirlileri “himaye eden” bir politika izlemektedir. Akademili veya alaylı iktisatçıların hemen hepsi, Türkiye ekonomisinde bir “döviz bitti” çöküşü bekleyip durdu. Halen de kriz kapıdadır, diyorlar. Haksız değiller. Ama halkın çoğunluğu, böylesi bir çöküşten iktisatçılar kadar ürkmemektedir. Nasıl olsa bu da geçer demektedir. İktisatçıların öngördüğü “döviz bitti” krizi, daha çok “döviz birikimi” olan nispeten varlıklı kesimi tedirgin etmiştir. Onlar da devlet, dövizimize el koyacak derdine düştü. Türkiye ekonomisinin zafiyeti “cari açık”sız yapamamasıdır. Yurdum iktisatçılarına göre bunun sebebi iç tasarruf açığıdır. Tüketim fazlası değildir. Bundan daha yanlış bir tespit olamaz. Milli gelir, tüketim ile tasarrufun toplamıdır. Tasarruf azsa tüketim çoktur. Sanki Türkiye tüketim için hiç bitmiş mal, aramalı veya hammadde ithal etmiyormuş, dış borçla sadece yatırım malları alınıyormuş gibi konuşuluyor. İşin ilginç yanı Türkiye’nin gerçekte cari açık da vermiyor olmasıdır. Ama iş o kerteye gelmiş ki; 450 milyar dolarlık dış borcumuza neredeyse cari açık kadar döviz faizi ödüyoruz.