Dünyayı değiştiremeyen 12 kadın!

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var / Tiyatro

insanatinart@gmail.com

Gök Kubbe’nin altında 12 kadın bir karar verecekti.

Bir kuyruklu yıldız geçecekti üzerlerinden…

Yargıç değillerdi ama yargılayacaklardı.

Hiçbiri onun hikayesini tam bilmese de…

Gördüklerine değil düşündüklerine inanarak…

Toplumun kendilerine dayattığı yaşamın, kendilerini kullanan ve kendilerinin kullandığı erkeklerin, öteki olmanın yükünü ona yükleyerek kendi yüreklerini soğutmak için…

12 kadın, başka bir kadın için karar vermeliydi. Adalet mi, öfke mi kazanacaktı?

Gök Kubbe oyunundan bir sahne. Fotoğraf: İBB

18. yüzyıl İngiltere… James Watt buhar gücünü sanayide kullanılacak hale getirmişti. Gerçi M.S. 50’lerde filan İskenderiyeli Heron buharın gücünü bulmuş ama yalnızca tapınak kapılarını uzaktan açmak için kullanmıştı.

James’in buluşu ise ‘Sanayi Devrimi’ kavramını dünya tarihine hediye edecekti. İngiltere’de ve dünyada değişiyordu hayat…

Yalnızca tekstilde otomasyon sağlanmamıştı. Feodal kültürden kent kültürüne geçiliyordu.

Çiftçiler ve senyörlerden, girişimci burjuvalar ve işçilere dönüşüm başlıyordu.

Kentlerde yaşayan nüfus hızla çoğalırken, kırsalda nüfus azalıyordu. Bazı topraklar el değiştiriyor, yeni bir zengin sınıf ortaya çıkıyordu. Ünlü Oliver Twist romanı da bu süreci anlatır.

Peki ya toplumsal zenginliğin bölüşümü?

Ya kentleşmenin getirdiği anonimleşmenin yukarı çektiği suç oranları?

Şehir tiyatrolarının yeni oyunu ‘Gök Kubbe’ bu çelişkili gelişmeleri, yoksul bir İngiliz kadının hikayesi üzerinden sorguluyor.

Gelişen (!) ama sınıfsal uçurumların büyüdüğü bir İngiltere… Yeni gelişen kentlerin küçücük evlerinde, odaların içinde araya çarşaf çekilerek birkaç aile birden kalıyordu.

14 yaşındaki kız çocukları büyük evler diye tanımlanan zengin ailelerin yanında ya çocuk bakıyor ya da ev işleri yapıyordu. Aynı zamanda evin büyük ya da küçük beyinin gönlünü hoş tutuyorlardı. Bunun dışında da işler yapabilir, yeni açılan bir fabrikada çalışabilirlerdi. Ancak bir erkek işçinin dörtte biri kadar ücret alarak.!

Eğer kadın yalnızsa zaten 40 yaşına kadar tehlikeli kabul ediliyordu.

İşte bu toplumsal ve ekonomik panoramanın İngiltere’sinde, kaderini değiştirmek isteyen bir genç kadın evden kaçıyor. Sonra eve hamile olarak döndüğünde aynı zamanda bölgedeki varlıklı bir ailenin çocuğunu öldürmekle suçlanıyor.

Ya hemen asılacak ve bedeni parçalara ayrılacak, yani aşağılanarak öldürülecek ya da hamileyse çocuğunu doğurduktan sonra Amerika’ya sürgün edilecek.

Gerçekten suçlu mu ya da asıl suçlu kim?

Ve İngiltere’nin o günlerinde yaşama itirazını kaybetmiş, rutin bir hayatın kötü koşulları içinde var olmaya çalışan 12 kadın seçilerek bu suçlu kadının hamile olup olmadığına karar verecek…

İki perde boyunca bir odada geçen oyunda, oyuncuların yüksek temposuyla 12 karakterin, mahkeme gözlemcisinin ve suçlu olduğu iddia edilen kadının, herkesin hayatındaki gizli defterler tek tek açılıyor.

Gizli duygular, ayıp duygular, öfkenin ve yalanın, sevgiyi kaybedişlerin bedeli birer birer ödenir.

Bir kuyruklu yıldız geçecektir gökyüzünden o günlerde ama her zaman şans getirir mi dersiniz?

Oyun baştan sona kalabalık bir sahne düzeni içinde başlayıp biterken ki sahnede neredeyse daimi 14 kişi var. Seyircinin dikkatini doğru yere odaklamak, oyuncuların hikayelerinin dramatik aksa uygun olarak seyirciye ulaşmasını sağlamak zor iş… ‘Gök Kubbe’ oyunu bu zor işi alnının akıyla başarmış.

Burada bütün oyuncuların katkısı çok büyük tabii… Ancak önce yönetmen Ali Gökmen Altuğ’u kutlamak gerek.

Dünyayı değiştiremeyen 12 kadın!
Gök Kubbe. Fotoğraf: İBB

Oyunun yazarı Lucy Kirkwood karmaşık bir dönemi, olabilecek en iyi dramatik kurguyla özetlemiş.

Bay Coombes! Oyunun en uzun süre sahnede kalan erkek karakteri… Hem ikiyüzlü ahlakını hem de çok güçlü girdiği odada yavaş yavaş ötekileşerek yalnız kalmasını, sessiz oyunuyla etkili biçimde gerçekleştiren Eraslan Sağlam, kutlanacak bir oyun çıkartıyor.

Oyunun dramaturgu Sinem Özlek’in katkıları metnin yorumlanışında varlığını hissettiriyor.

Kadın oyuncuların her birini tebrik etmek gerek. Oyunun yapısının gerektirdiği ağırlığı üstlendikleri anlar ile geride kalmaları gereken zamanları harika biçimde dengelemişler. Gerektiği kadar varlar, katkı sağlayacak kadar yoklar.

Kısaca ‘Gök Kubbe’ kadın meselesini tarihsel perspektifin içinde, her bir karakteri kusurlarıyla hakikate dönüştürerek ilerlerken hukuk ve yasaların aynı şey olmadığını gözler önüne seriyor.

Finalde bir kez daha şu gerçekle yüzleşiyoruz: Adaletin en keskin kılıcı vicdan.