Döneminin ötesinde iki kadın: Virginia Woolf ve Cahide Sonku

H. AYHAN TİNİN

insanatinart@gmail.com


Bugün 8 Mart. Dünya Kadınlar Günü.

Biri İngiltere’de diğeri Türkiye’de, biri kadın haklarının diğeri kadının sosyal özgürlüğünün sembolü olan iki insan…

Sonku 18 Mart’ta diğeri ise Woolf ise 28 Mart’ta bahar tanrıçası Persofone’ye inat, mevsim Nisan’a doğru savrulurken yaşamlarına son vermişlerdi.

Kendilerini hayattan ve insanlardan sakınamadıkları için, 10 gün 40 yıl ara ile vazgeçtiler hayattan.

Virginia bildiğimiz anlamda intihar ederken, Cahide ölmek için yaşadı.

Her ikisi de yaşadıkları yıllarda, üyesi oldukları toplumlarda farklı açılardan da olsa, kadın özgürlüğünün sesleri oldular.

Adeline, ki siz onu Virginia diye bilirsiniz, ne yaptığının daha çok farkında olarak; kadın hakları ve kadın özgürlüklerine katkıda bulundu.

Cahide ise elmas kırmızısı bir debdebe ile zehir yeşili bir savrulmanın gelgitiyle tamamladı ömrünü.

Sanıyorum ki ne yaptığının, toplumda kadına ilişkin hangi alışkanlıkları ve bağnazlıkları sarstığının çok farkında olamadı.

Her ikisi de içinden geldiği gibi özgür ve dönemlerinin koşullanmalarından bağımsız yaşayan bu iki kadının buluştuğu yer sanatın kıyısıydı.

Çünkü ancak sanat gerçek anlamda özgürleştirir insanı.

Virginia kağıtlara döktü beynini, Cahide tiyatro sahnelerine, 35mm peliküllere taşıdı isyankâr duruşlarını.

Ve tanrıça Persophone’ye inat, bir gün ‘Bu bahar biz gelmiyoruz’dediler.

1882’de doğan Virginia beş kardeşten dördüncüydü ve o yılların İngilteresi’nin koşullarında okula gönderilmedi.

Cahide ise 1916’da Yemen’de başlayan yaşamını, İstanbul’da Darülbedayi’de konservatuvar eğitimi alarak devam ettirdi.

Kolay zamanlar değildi.

1921 yılında zaptiyeler Afife Jale’yi tiyatro kulisinden alarak nezarete atmışlardı.

Türk kadını sahneye çıkabilmek için Cumhuriyet ve Atatürk’ü bekleyecekti.

Kadın ve kadın hakları kuşatma altındaydı.

Virginia için de zor zamanlardı.

1895’te ilk kısa hikayelerini yayınlamaya başlamıştı. O yılların İngiltere’si için soylu ve zarif, evlilik adayı kadınların böyle şeyler yapması pek hoş karşılanmazdı.

Ayrıca unutmamak gerek ki; 1780-1850 yılları arasında, boşanma hakkı olmadığı için yaklaşık 300 evli kadının panayır yerinde satıldığı bir İngiltere’den bahsediyoruz.

Aslında kadın hakları konusuna baktığımızda, bugünün Avrupa’sı da 1900’lü yılların ilk çeyreğine kadar hayli sabıkalıdır.

Türk Sineması’nın başlangıçtaki gerçek kadın starıdır Cahide.

1935’te ilk köy filmi olan ‘Bataklı Damın Kızı Aysel’de başrol oynamıştır ve bu star unvanını hak ederek almıştı.

On beş yıl sonra ise ‘Fedakar Ana’yı çekerken yönetmen rahatsızlanıp filmi bitiremeyince ilk Türk kadın film yönetmeni olmuş ve filmi bitirmişti.

Fırtınalı aşklar yaşamış. İç dünyasında hep yeterince sevilmediğine inanarak, bir arayışın uçurum kenarlarından sakin kumsallara ulaşamamıştı.

Kendi yapım şirketini kurmuş, farkında olmadan topluma bir ‘iş kadını’ modeli olarak da örnek olmuştu.

Ancak bütün bunlar üstlendiği rolü ya da temsil ettiği kimliği anlamasına yeterli gelmemişti.

1963’te ise hayatın tahterevallisi aşağı doğru inerken Sonku’yu oyuna katmıştı. Yanan ‘Sonku Film’ yazıhanesinde kasasındaki parası ve yapımcısı olduğu film kopyaları dahil her şeyi kaybetmiş ve artık Beyoğlu’nun arka sokaklarında, ümidi hayli kırılmış, o sakin kumsalları aramaktan vazgeçmişti.

En acımasız bilgeliktir hayat.

Cahide’nin hayatı yazmakla bitmez. 1950’lerde ayakkabısından şampanya içilen kadınla, 1979 yılında SİYAD Ödülü’nü kuytu bir meyhanede gözyaşları içinde alan kadın aynı insandır.

Zihinsel özgürlüğünü, bilimsel ve metodolojik bir temele oturtamadığı için bazen döneminin ötesindeki çıkışlarını yeterince anlamlandıramamış, bazen de bir duygu seliyle kendine ait bir girdabın  içinde, kendi kayboluşunu izlemişti.

Ateşi tutarak yaşamış, soğuk sokaklara savrulmuştu külü…

Virginia ise başka ateşe tutunmuş, yazmıştı.

Aşk, kadın hakları, sınıflar ve cinsler arası eşitsizlik, özgürlük…

Hiç durmamacasına, okula gönderilmemiş olmanın acısını çıkartmak istercesine yazmıştır.

Okumuş, öğrenmiş, araştırmış yazmış ve bütün bunları bir sınıfsal bilince oturtmuştu.

Bilinç akışı tekniğini edebiyat dünyasına kazandırırken, ‘Kendine Ait Bir Oda’adlı uzun denemesiyle ismini de iyice zirveye taşımıştı.

Erkeklerin kabul edilen bir dünyada var olan kadınların her alanda çektiği acıları işlemişti romanlarında ve kitaplarında.

‘Mrs. Dalloway’de yazarken ise, kendi hayatını izleyen bir ana karakter üzerinden bambaşka bir derinlik yaratmıştı romanda…

Özgün bir duruşu vardı.

”Kendiniz hakkında doğruları söylemezseniz, başkaları hakkında da doğruyu söyleyemezsiniz”demişti.

Ancak çocukluğundan başlayıp yaşadığı travmalar, bir Mart ayı sonunda, cebini taşlarla doldurarak kendini Ouse ırmağına atmasıyla son bulmuştu.

Mermeri çatlatan damlanın hangisi olduğunu bilemeyiz.

Kadının toplumdaki yerinin mücadelesine, farkında olarak ve olmadan katkı veren bu iki farklı toplumdaki iki farklı kadından, hangisinin hikayesinin de daha önemli ve etkili olduğuna da karar veremeyiz.

Fakat bu 8 Mart gününde, ikisinin de tarihin tozlu sayfalarında kalmalarına vicdanımız elvermedi.

Biri aklımızı biri düşlerimizi süsleyen iki güzel insan.

İkisi hakkında da yazılmış kitapları okuyun.

Hem insanlığın, hem kadınlığın farkına varacaksınız.

Soru.

8 Mart, Dünya emekçi kadınlarının hakkını verdi mi?

Hani şu 8 Mart 1857’de New York’ta yanan 129 kadın tekstil işçisinin hakkı…

Hani bugünün ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak kutlanmasını teklif eden, Rosa Luxenburg’un da arkadaşı olan Clara Zetkin’in hakkı…

8 Mart yazık ki anlamını yitirerek, giderek hediye ve çiçek gününe döndü. Ya da yalnızca beyaz yakalı kadınları hedefleyen reklamlarındaki markaların gövde gösterisine…

Soru.

Evine yardım etmeye gelen emekçiye, halen ‘kadın’ diyen, bunu mesleki bir tanım olarak kullanan beyaz yakalının işyerinde, üzerindeki ‘cam tavan’ kalksa ne olur?

Yeter mi cinsiyet eşitliğine?

Önce zihnimizdeki anlam ve algıda başlamalı iyileşme, önemli bir ilacı da bizi kendi gerçeğimizle yüz yüze getiren en büyük ayna olan sanattır.

Sahnede, perdede, tuvalde, objektifte…