Olması gerekir. Şayet yoksa, bugünden itibaren kitap biriktirmeye başlamalılar. Zira İstanbul’un sadece yaşayarak veya gezerek değil okunarak da bilinmesi gerekir…
Tatilden dönenlere şu soruyu yöneltmek isterim: “Gittiğiniz yer hakkında bir kitap okudunuz mu, tarihini merak ettiniz mi?” Böyle bir anketin sonuçları çok değişik yorumlara malzeme olabilir.
Ben İstanbul’un hemen hemen her semtini dolaştığım halde, gene de okudukça bilmediklerimin çokluğu beni şaşırtıyor.
Bayramın ilk gününden beri Haldun Hürel’in Efsanevî İstanbul Yarımadası* kitabını varaklıyorum. Biraz da şehrin boşalmasının verdiği avantajla, bildiğim gezdiğim yerleri hem gezerek hem okuyarak anımsıyorum.
İstanbul’u tanımak bir bütüncül anlayışı gerektiriyor.
Semtlerini yalnız bu tür kitaplardan değil, edebiyat kitaplarından da öğrenirseniz, bilgileri süslersiniz.
Yalnız kozmopolit İstanbul’un Pera’sını okumayın, kenar semtleri, varoşları da ihmal etmeyin, çünkü İstanbul bir bütündür.
Tanımak için ilk yapacağınız davranış, Cihangir-Nişantaşı-Bebek’ten oluşan magazin üçgeninin zincirlerini kırmalısınız. Yoksa gerçek İstanbul’u tanıyamazsınız.