Devlet-millet el ele, hep beraber Ak Saray'a

erayozerERAY ÖZER

erayozer@gmail.com

Atatürk Orman Çiftliği’nin içerisindeki Cumhurbaşkanlığı konutunun adı sahiden Ak Saray mı? Başbakan Davutoğlu bile Ak Saray ifadesini kullandığına göre belli ki ciddi ciddi bu isim düşünülüyor.

Aksaray. 1989 yılında Niğde’den ayrılarak il olmuş, 385 bin nüfuslu kent.

Aksaray. Çocukluğumun ‘Aksaray, Aksaray, Aksaraaaay!’ diye ünleyen dolmuşçularının da çağrıştırdığı gibi Fatih Belediyesi’ne bağlı, 90’lardaki bavul ticareti çılgınlığına paçasını kaptırmış küçük, sevimli semt.

Ve Ak Saray. Başkanlık sistemine göz kırpan bir liderin kendisine ve kabinesine hem çalışma hem de ikamet alanı olarak düzenlediği yeni yerleşke. Yeni Türkiye’nin yeni Ak Saray’ı.

Ak Saray ismi akla ilk olarak Beyaz Saray’ı getiriyor. Beyazın eski Türkçesini, bir partinin ismini sahiplenerek, dünyanın ‘süper gücüne’  karşı ‘Sen Türkiye’sin, büyük düşün’ mottosuna uygun düşen bir meydan okuma.

Beyaz Saray değil, ev

20140227 beyaz saray
Fotoğraf: Reuters

Sorun şu ki, Beyaz Saray (White House) bile kendisine saray yerine ‘ev’ demeyi tercih ediyor.

Amerika Birleşik Devletleri gibi bir ülkenin liderinin sıradan bir ‘evde’ yaşaması, bu topraklara tuhaf gelmiş olacak ki, sahip olunması gereken azameti dillendirmekte Beyaz Ev yerine Beyaz Saray’ın daha uygun olduğuna karar verilmiş.

Devlet değil eyalet

Konuyu dağıtmayalım ama benzer bir şekilde, United States of America’yı Amerika Birleşik Devletleri diye Türkçeleştirirken, ortada birleşik bazı devletler olduğunu, ülkenin birleşik devletlerden oluştuğunu kabullenmiş görünüyoruz. Fakat, bir ülkenin içerisinde bu kadar çok devlet bulunabileceğini adlı adınca dile getirmek, üniter yapımıza ters düşeceğinden olsa gerek, o devletlere (İngilizcesi state) eyalet demeyi tercih ediyoruz.

İngiltere’de saray ayrı ev ayrı

İngiltere’ye bakalım örneğin. Sarayda yaşamak, kraliyet ailesine uygun görülmüş. Üstelik onlar da icranın başının ikamet ettiği konuta hiç olmayacak bir isim bulmuşlar: Downing Sokağı, 10 Numara.

Sadece adresten ibaret ve medyanın sadece 10 Numara demeyi tercih ettiği bu konut ismi, üzerinde güneş batmayan bir imparatorluğa yakışır mı diye soran olmamış.

Biz yine dönelim Ak Saray’a. Ak Saray, eğer bu isim verilirse başkentin ikinci sarayı olacak. İlki artık saraylardan çıkarmaya karar verip adliye demeyi tercih ettiğimiz, Ankara Adalet Sarayı.

Bizim saraylar

Eski başkentte, yani İstanbul’da ise malum, üç sarayımız var: Topkapı, Dolmabahçe ve Yıldız. Osmanlı’nın duraklama ve gerileme döneminde isyanlardan korkan padişahların merkezden uzaklaşmak, ikametgahını kalabalıklardan uzağa taşımak amacıyla önce Dolmabahçe’yi, ardından Yıldız’ı tercih ettiği söylenir.

Özellikle Yıldız Sarayı, Abdülhamid’in korku ve paranoyalarının beşiği olarak bilinir.

Atatürk’ün köşkü

cankaya kosku
Fotoğraf: DHA

İlerleyen yıllarda İstanbul hükümetine karşı Anadolu’da mücadele veren Mustafa Kemal, Ankara’da bir saray değil, köşk sadeliğini tercih etmişti. O dönem Anadolu’da büyüyen harekete paralel gelişen yeni edebiyat, eserlerinde İstanbul’u sonradan görme bir zenginlikle, Bizanslılıkla, hatta yer yer ahlaksızlıkla tanımlıyordu. Buna karşılık Ankara tevazu başkenti olarak yer alıyordu aynı eserlerde. İstanbul sarayların, Ankara ise hanların, en fazla köşklerin başkentiydi.

Savaş bitip, Osmanlı’nın mevcudiyeti son bulunca Mustafa Kemal de yaşamak için bir sarayı, Dolmabahçe’yi tercih etmişti ama icranın başı Cumhuriyet tarihi boyunca Ankara’da kaldı, saraylara taşınmadı.

Laik cumhuriyeti ‘din düşmanı’ olmakla suçlayan radikal İslamcılar, yıllar boyunca Çankaya Köşkü’nü sembol olarak seçti. Onlara göre Çankaya adı üstünde Çan-Kaya idi. Kilise ve Hristiyanlık göndermeli bu vasat benzetmeleri bugün bile yapanlar mevcut.

Cumhurbaşkanının Çan-Kaya’dan Ak Saray’a taşınmasını, yeni Türkiye’nin sembollerinden biri olarak görenler, laik kesim için korkutucu mesajlar vermekten geri durmuyor.

‘Devlet şimdiye dek millete karşıydı, artık bu değişiyor’ söylemi aynı cenahta şu günlerde epey popüler.

Oysa aynı tartışmaları Ankara’nın Anıtkabir’ine karşı, İstanbul’a Anıt Mezar yaptırarak Menderes’in şahsında millete bir zafer kazandırdığını varsayan Turgut Özal döneminde de yapıyorduk.

Fakat Özal bile köşkten ötesini, Ankara’da bir Saray’ı, hem de partiler üstü olması gereken makama ait bir AK Saray’ı hayal edemezdi herhalde.