Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Mersin’de karakola saldırı, Ankara’da İçişleri Bakanlığı’na saldırı ve son olarak TUSAŞ’a saldırıların ortak özelliğini fark ettiniz mi?
Hepsi iki kişi.
Hepsi ağır silahlı.
Hepsi intihar için bombalı yeleklerle gelmiş.
Hepsi, birtakım gizli servislerden taktik saldırı eğitimi almış.
Kandil Dağı orada duruyor.
Sincar Dağı orada duruyor.
Bunlar yetmiyormuş gibi sivil savaş başlatılan ve üçe bölünen Suriye’de ABD’nin açık desteğiyle 60-70 bin silahlı gücü olan, Öcalan’ın fotoğraflarını yönetim odalarına asan bir garnizon devlet kuruluyor.
Yıllar önce merhum Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt demişti:
“Bugünün doğruları, yarının sorunlarının kaynağı olabilir.”
Tam da bunu yaşıyoruz. Dünün (iktidara göre) doğruları, bugünün yanlışlarını yaratan ana nedenlere dönüşmüş.
Peki bugünün (iktidar ittifakına göre) doğruları yarın ne olacak?
DEM Partililerle tokalaşan MHP lideri Devlet Bahçeli, “Öcalan gelsin TBMM’de örgütü lağvettiğini açıklasın” dedi.
Erdoğan, Bahçeli’nin başlattığı sürece destek verdi.
Ana muhalefet lideri Özgür Özel el yükseltti.
Öcalan, “Ben varım” dedi.
DEM Parti “Biz varız” dedi.
Ee…
O zaman yarın ne yaşayacağız?
İnsanın bunlara bakıp “un var, yağ var, şeker var, buyurun yapın helvayı” diyesi geliyor ama nafile.
Çünkü sürekli aynı hareketleri yapıp farklı sonuçlar beklemenin safdillik olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.
Öyle olunca da geriye tek ihtimal kalıyor.
Siyasi bir amaç için (ne olduğunu siz benden iyi biliyorsunuz) siyaseten yapılmış hareketler.
Soruyorum size:
Bu kadar ciddi bir sorun, siyaseten yapılmış hareketlerle çözülebilir mi?