Dünyamızın, yaşanan teknolojik sıçrama dolayısıyla yeni bir evreye girdiği hepimizin malumu. Karbon düzenlemeleri ve vergileri, elektrikli araç teşvikleri, kritik mineraller, batarya teknolojileri, güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri artık stratejik hale gelen ticaret savaşlarının araçları. Yeşil dönüşüm ister istemez yeni bir enerji jeopolitiği mimarisi kurguluyor.
Bir yandan fosil yakıta bağımlılıktan çıkılırken, diğer yandan giderek lityuma, bakıra, kritik minerallere, bataryalara, elektrik şebekelerine ve veri merkezlerine bağımlı hale geliyoruz. Üstelik denklemde artık yeni bir oyuncu da var: Yapay zekâ.
Dünyayı tersine döndüren bu yeni buluş, ekolojik anlayışımızı “suyun bulutlara ihtiyacı var” noktasından “bulut teknolojilerinin suya ihtiyacı var” noktasına getirmiş durumda. Su artık teknoloji sisteminin damarlarında dolaşan ve ona hayatiyetini sağlayan kan niteliğinde. Veri merkezleri, çipler, elektrik şebekeleri, soğutma sistemleri ve su, yeni küresel ekonomik mimarinin temel direkleri.
Veri merkezlerinin sisteme saldığı ısının kontrol edilmesi gerekiyor ve soğuk su son teknolojik devrimin vazgeçilmesi. Jeopolitik mücadelenin okyanuslara ve kutuplara yoğunlaşmasının nedeni de bu. Peki, öyleyse biz suyu kime tahsis edeceğiz? İnsana mı? Tarıma mı? Sanayiye mi? Enerji üretimine mi? Veri merkezlerine mi?
COP31’e giderken Türkiye de dâhil tüm dünya kritik bir karar aşamasında gibi.