İsrail mitolojisindeki ilk seçilmiş travma Babil Kralı II. Nebukadnezar’ın MÖ 6. yüzyılda Kudüs’ü ele geçirerek Yahudi nüfusunun bir bölümünün Babil’e sürmesidir. Babil sürgünü Yahudiler açısından sadece tarihsel bir yer değiştirme değil, sonraki yüzyıllarda yeniden üretilen sürgün, dönüş ve restorasyon anlatısının kurucu unsurudur.
Ardından gelen Roma dönemi yıkımları ve yüzyıllar içerisinde tekrarlanan dışlanmalar, pogromlar ve sürgünlerse, Yahudi kolektif hafızasındaki “yerinden edilme” fikrini sabit bir korku haline getirmiştir. Bu korku ve endişe Yahudi toplumsal kimliğinin ve karakterinin ekonomik ve sosyolojik tutumunu, grup düşüncesini, siyasi tavrını belirleyen temel belirleyen haline gelmiştir.
Yahudilerin tarihindeki ikinci ve çok daha yakın büyük travma ise Nazi döneminde yaşanan Holokost’tur. 5-6 milyon Yahudinin sistematik bir biçimde yok edilmesi, İsrail’in güvenlikçi kültürünün merkezinde yer alan “bir daha asla” söyleminin ana çıkış noktası olmuştur. Bu söylem aynı zamanda bir güvenlik doktrinidir. Benzer bir doktrinin Kerbela’dan bu yana İran’ın ulusal kimliğini şekillendiren ana düstur olması iki ülke arasındaki gerilimin nedenlerine dair de epeyce ipucu vermektedir.