MEHVEŞ EVİN
MİT tırlarının Suriye’ye yardım değil, silah taşıdığının belgelerini yayınlayan Cumhuriyet gazetesi yayın yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi Erdem Gül dün gece tutuklandı.
Alkışlıyoruz! An itibariyle hapisteki gazeteci sayısının 30’a çıkmasıyla 2015’te de dünya birinciliğine adayız.
Tutuklanan, sadece gazeteci ve gazetecilik değil. Basın özgürlüğü derken gazetecilerin kişisel özgürlüğü kast edilmiyor. Basın özgürlüğünde aslolan, vatandaşın bilgi edinme hakkı.
Tane tane yazalım: Gül ve Dündar, senin doğruları öğrenmen, senin doğruyla yanlışı ayırt edebilip kendini koruman, senin kendi kararını verebilmeni engellemek için tutuklandı.
Gazeteci; devletin, iktidarın, iş dünyasının, belirli bir çevrenin veya kendinin değil, kamunun çıkarlarını korumakla görevlidir.
Patronu iktidara eklemlenmiş, ya da iktidarın önünde korkusundan ceket ilikleyen bir medyanın maaşlı neferleri, elbette bu görevi yerine getirmez, getiremez.
Gazeteciliği bırakın bülten yazın
Erdoğan medyasının palyaçolarını geçiniz. Gazeteci müsveddesi bile değiller. Ancak Reis’lerinin, patronlarının her dediğine baş sallayarak varolabilen, zenginleşen emir erleri onlar.
Peki ‘sözde’ özgür basının zavallılığa ne demeli?
Bugünkü birinci sayfalarda Dündar ile Gül’ün tutuklanması, gazetecilik tabiriyle olabildiğince ‘düz’, olabildiğince küçük verilmiş.
Milliyet, Vatan ve Habertürk, ne kadar korkak, ne kadar bağımlı olduklarını sayfanın eteğine sıkıştırdıkları iki satırlık ‘Tutuklandılar’ haberiyle bir kez daha tescilledi.
Kendini hala ‘özgür basın’ sanan Hürriyet’e gelince… ‘TIR haberine tutuklama’ başlığını sürmanşetine koyarak vaziyeti kurtarmaya çalışmış.
Sanki ülkenin en saygın gazetelerinden birinin yayın yönetmeni ve Ankara temsilcisinin tutuklanması, sıradan bir adliye olayı!
Bu gazetelerin başındakiler, Erdoğan için basın bülteni yazsın, daha iyi. Mesele “geçinmek”se PR şirketlerinde de iş bulunabilir.
Kayyum gazetesinden farkın ne?
İktidarın yalanını ifşa eden, görevini yerine getiren meslektaşının yanında durma dirayetini bile gösteremiyorsan sormazlar mı:
Senin başına benzeri geldiğinde –ki gelecek- kim yanında duracak?
Kayyumların, havuz danışmanlarının başlık attığı gazetelerden farkın ne?
‘Bugünler de geçecek, biz yerimizi korumaya bakalım’ günleri geçti. Türkiye basını yolun sonunda, gri alanlarda saklanacak yer kalmadı.
Sorun, basının her gün bir parça daha iktidar güdümlü olması değil. Sorun, gazetecilik mesleğinin herhangi bir kurumun maaşlı çalışanlığına dönmesi.
Kendi gölgelerinden korkar hale gelen gazeteciler, bugün yaptıklarının hesabının bir gün sorulmayacağını mı zannediyorlar?
Doğruları yazmayı, yanlışları eleştirmeyi iki-üç köşe yazarın omuzlarına yükleyerek mi kendilerini kurtaracaklar?
İyi gazeteciliği ödüllendirin Cumhuriyet alın
Gelelim Erdem Gül ve Can Dündar’ın ‘Devletin güvenliği için gizli kalması gereken bilgileri, siyasi ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak’tan suçlanarak tutuklanması, zaten ‘bir halt yedik, gizli kalması gerekiyordu’ demek.
‘Silahlı örgüte yardım etmek’ suçlaması bu işlerin olmazsa olmazı; iktidarın hedef aldığı bir gazeteciyi şeytanlaştırmak, tutuklamak ve uzun süre hapiste tutmak için ‘terörist’ olmakla itham etmeleri lazım.
Bu davayı benzerlerinden ayrıştıran ve en önemli özelliği, Erdoğan’ın bizzat suç duyurusunda bulunmuş olması. E, koskoca Cumhurbaşkanı işaret etmiş, hakim nasıl adil karar versin?
Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet’e başka gazetelerin patronlarına yaptığı gibi diz çöktüremedi, el koyamadı. Cumhuriyet gazetesine duyduğu nefret, aynı zamanda halkın yüzde 51’ine duyduğu nefretin de yansıması.
Türkiye’nin geldiği hali, geleceğini dert edenlerin, hayıflanmayı bırakması lazım.
Yapılacak şey çok basit; Cumhuriyet gazetesini satın almak.
Sadece tutuklananlarla destek olmak için değil, mesleğini doğru yapmaya çalışanların, bilgi edinme hakkınızı koruyanın yanında olduğunuzu göstermek için.
Mesleklerini Cumhurbaşkanı’nın emrine amade eden yayınları şimdiye kadar cezalandırmadıysanız, şimdi tam zamanı.