DENİZ ARSLAN
Artık Brezilyalı protestocuların nazarı mıdır, gollü maçlara düzdüğümüz övgülerin geri tepmesi midir, yoksa büsbütün kaderin bir oyunu mudur bilinmez ama Dünya Kupası’nı kurcalaya kurcalaya bozmuş durumdayız.
Kupanın ilk 10 gününde çok sayıda güzel hareket, bol miktarda enfes gol ve bir dizi unutulmaz maç izledikten sonra; o çiçek gibi takımlara bir haller oldu. Övdüğüm Prandelli’nin takımı 90 dakikada rakip kaleyi tutan tek şut atabildi, övdüğüm Suarez aç kalmış sokak köpeği gibi rakibini ısırdı ve hayatım boyunca hiç övmediğim Yunanistan ikinci tura çıktı.

Yunanistan’ın ikinci turdaki rakibi ise Kosta Rika oldu. Tekrar yazayım da, belki kupayı kurcalamayı bırakırsınız: Dünya Kupası ikinci tur maçında Yunanistan ile Kosta Rika oynayacak.
O İtalya, bu İtalya değil
Turnuvada günün ilk – kâğıt üzerinde – ağız sulandıran maçı İtalya ile Uruguay arasındaydı. İtalya’nın hocası Cesare Prandelli, 90’lar nostaljisi yapmak istermiş gibi sahaya sürdü Gök Maviler’i. Ama bil(me)diği bir şey vardı, 90’ların İtalya savunmasının göbeğini oluşturan adamlar Nesta, Maldini ve Cannavaro’ydu. Böyle bir hakem skandalı karşısında belki o savunma da çaresiz kalırdı, ama hiç değilse Luis Suarez’in o hareketini karşılıksız bırakmaz, müsait bir zamanda hesabı görüverirlerdi.
Suarez yine merkez, yine kafasına göre herkes

Tamam, İtalya sınırlı savunma oyuncularından kurulu kadrosuyla beraberliği korumaktan başka hiçbir şey yapmadı da, Uruguay farklı mıydı?
İtalya 10 kişi kalana kadar, siz sahada gole ihtiyacı olan, saldıran, yüklenen, ‘sağlı sollu ataklarla rakip kaleyi abluka altına alan’ bir takım gördünüz mü? Ben de görmedim.
Uruguay daha üç gün öncesine kadar sevimli bir takımken, Marchisio’nun haksız kırmızı kartı ve Suarez’in kepazeliği yüzünden, maçı kazandığı halde sempati liginde üçüncü amatöre kümeye kadar düştü. Sizi bilmem ama, ben ikinci turda Kolombiya’nın farklı galibiyetini alkışlamaya hazırlanıyorum.
Yeni bir dünya kurulur ve Karagounis o dünyada da yerini bulur

Bir gün, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girdiği, transfer sezonunda Mircea Lucescu’nun adının geçmediği, Emre Belözoğlu’yla Felipe Melo’nun fair play ödüllerine ambargo koyduğu yeni bir dünya kurulacak; ve o dünyada bile Yunanistan milli takımı Karagounis’in (83) kaptanlığında her türlü uluslararası turnuvaya katılıp sinir bozucu şekilde tur atlamaya devam edecek (Bu yeni dünyada Samet Aybaba’nın takım çalıştırmaya devam edeceği de gelen bilgiler arasında).
Ne altın jenerasyonmuş!
C Grubu’nda gecenin maçlarından biri Fildişi Sahili ile Yunanistan arasındaydı. Özer Hurmacı’nın parlamasını beklemeyen Fenerbahçe taraftarı gibi, altın jenerasyon diye diye yıllarımızı alan Fildişi Sahili’nin son iki turnuvada bahanesi vardı tamam, ama bu gruptan da çıkamıyorlarsa artık işi hakem hatasına ya da kura şanssızlığına yüklemenin bir anlamı yok.
Yunanistan’ı, yeni çıkmış Orhan Pamuk romanı gibi, sevmeyebilirsiniz ama kayıtsız kalamazsınız. Fernando Santos yönetiminde, Rehhagel’in başlattığı akımı devam ettiriyor, kıt kaynaklardan maksimum verim almanın dalağını yarıyorlar.
Elbette son dakika penaltısını tartışabiliriz ama tartışamayacağımız bir şey var. Ne yaptığını bilen, bir oyun planına ve zekasına sahip olan ve maç boyunca gole daha yakın olan taraf hep Yunanistan’dı. Didier Drogba ise ne yazık ki Kadın Kokusu’nda, “Siz beni gençken görecektiniz” diye vahvahlanan Al Pacino gibiydi.
Üç grup maçında iki gol atıp son 16’yı görüyorsa bir takım, “Ya Yunanistan çok sıkıcı yaeahhhh” ergenliğine devam etmek yerine kalkıp alkışlamak gerekiyor komşuları. Hele de hiç sıkıcı olmayan (!), şakır şakır top oynayıp dünyanın aklını alan bizim milli takımın 2008’den beri uluslararası turnuva görmediğini hesaba katarsak.

“Bu Japonya enteresan bir takım”
Can Bartu olsa, şöyle ağzını doldura doldura “Bu Japonya enteresan bir takım” diye nitelerdi hakikaten enteresan bir takım olan Japonya’yı. İş ahlâkı yerli yerinde, azimden istekten yana sorunları yok, arı gibi çalışıyor, az buçuk yetenek de katıyorlar yaptıkları işe; ama onsekize girdikleri anda bütün takım koskoca bir Alpay Özalan’a dönüşüyor.
Kolombiya karşısında da öyle oldu. Tur umuduyla çıktıkları maçın özellikle ilk yarısında arı gibi çalışıp sürekli kurcalasalar da rakip onsekiz civarını, o istisnai kafa golü dışında sonuca gitmek mümkün olmadı.

Turnuvanın en mutlu takımı olan Kolombiya da ikinci yarıda kabak çiçeği gibi açılan savunmanın arkasını Veliefendi niyetine istimlak edip üçüncü galibiyetini aldı.
Yalnız o değil de, Kolombiya’nın acar 11 numarası Juan Guillermo Cuardado’yu sen de ayıla bayıla izliyor, hem hızına, hem tekniğine, hem de o diyagonal paslarına hasta olmuyor musun ey kâri? James Rodriguez konusuna ise girmiyorum bile. Valderrama’dan sonra evkafta memur tipli 10 numara gitmez bu takıma diyordum ama laflarımı şimdiden yedirdi bana.

İkinci tur kehânetleri
Bu sonuçlardan sonra, haftaya Cumartesi Rio’da Uruguay’la Kolombiya kapışırken; bir gün sonra Recife’deki maçta Kosta Rika ile Yunanistan oynayacak.
FIFA’nın Suarez’e cezayı kesmesi halinde ilki Kolombiya’nın şovuna, ikincisi ise galibi 17. penaltı atışı sonucunda belirlenecek şanlı bir 0-0’a sahne olur.