Çiğdem Toker: Neydi bekayı muhafazaya mani kudret?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Beka, günlük hayatta kullanılan bir kelime değil.

Kalıcılık ya da ölümsüzlük kelimeleri varken “beka” demeyiz. Pazarda, çarşıda, evde, yemekte, dost sohbetinde kullanmak akla gelmez. Bu sözcüğü, ihtiyaç duyulduğunda siyasetçi ağzından duyarsınız.

Beka, 24 Haziran seçim kararıyla birlikte yeniden dolaşıma girdi.

Seçim demişken demeden olmaz: 24 Haziran tarihinin karakterini, ne erken, ne de baskın sözcükleri izah ediyor. Bu tarihte seçim yapma kararının tam karşılığı “dayatma”dır. Zaten önüne ardına “beka” kelimesinin takılması da dayatma etkisini hafifletmeye, rıza devşirmeye dönük. Kurumların, toplumsal işleyişin bütün ayarlarıyla oynayan bu tarihin yol açacağı olası tepkiler ancak, haşmetli “beka” etkisi ile giderilir diye düşünüldü muhtemelen.

Bu yüzden, son günlerde, “beka” kelimesi duyup gördükçe, kalıcılık, ölümsüzlük değil, bilakis son derece bu dünyaya ait nimetler canlanıyor gözümün önünde.
Devlet bekasıyla şu soruya cevap lütfen: Medya, güvenlik bürokrasisi, ordu, silahlı kuvvetler, polis gücü, istihbarat her şey ama her şey, hiç olmadığı kadar bu ülkeyi 16 yıldır yöneten iktidarın elinde.

Neydi bekayı muhafazaya mani kudret?

Çiğdem Toker’in yazısı