Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Birçok işletmenin, asgari ücret konusunu benzer biçimde değerlendirdiğini işverenlerin ve işveren örgütlerinin değişik vesilelerle verdiği mesajlardan görmek mümkün. Bu, deyim yerindeyse işveren doğasına mantığına uygun biçimde, asgari ücreti diğer girdi maliyet kalemleriyle birlikte değerlendirmenin sonucu.
İşçilerin enflasyon altında ezilip un ufak olarak, kârın tokluğuna değil daha insani ücretlere çalışmasını kelimenin tam anlamıyla “fazla” gören, çünkü insanca yaşamaya yetecek bir ücretin, şirket kârının düşmesi anlamına geleceği hesabını baştan yapan bir yaklaşım. Oysa enerji, hammadde gibi girdi maliyetini belirleyen genel koşullar, büyük oranda iktidarların uyguladığı ekonomik politikalarla belirleniyor. Bu konudaki yakınmaların “başımıza bir şey gelir” korkusuyla ne kadar cılız, dolaylı, dolambaçlı olduğunu herhalde herkes görüyor.
Önce “yeni” diye ikna edilmeye çalışılan ekonomi programı, o “yeni”, enflasyonu patlatıp, çarkları bozup yoksulluğu iyice keskin hale getirince devreye sokulan “rasyonel” program hep birlikte, asgari ücreti daha ilan edildiği gün anlamsız hale getirdi.
Asgari ücrete kuş kadar zam geldi diye kaç yıldır tanık olduğumuz fırsatçılığın, bu defa da sergileneceğini ve satın alma gücünü ışık hızıyla bir daha bir daha düşüreceğini görmek için uzman olmaya gerek yok.
Bu ülkenin vatandaşı olmak yeterli.
Dört kişilik ailenin aylık gıda harcaması 20 bin TL’yi geçmişken bahsedilen “denge” böyle bir denge işte.