ECE PİROĞLU
ecepiroglu@diken.com.tr
@EcePIROGLU
Sizi koltuklarınızdan alıp; kleptoman, şizofren, Alzheimer, bipolar hastalarla dolu bir klinikte, cezai ehliyeti olmayanların koğuşuna konuk eden Gain’in yeni dizisi Cezailer, ‘normal’ kavramının sınırlarını sorgulatıyor.
Dijital yayın platformu Gain’de yayımlanan ‘Cezailer’, psikiyatr Mert Güngel’in bilim tarihinin en ilginç deneylerinden biri olarak nitelenen ‘Rosenhan Deneyi’ni tekrarlamak için akıl hastanesine yatışını anlatıyor.
Dün başrol oyuncusu Yiğit Özşener’le konuştuğumuz diziyi bugün de senaristi ve yönetmeni Murat Can Oğuz’dan dinliyoruz.
Cezailer’in ortaya çıkış hikayesi nasıldı?
Biz, bu projenin senaryosunu yazdığımız Ayberk Çınar’la birlikte, kendi izlemek isteyeceğimiz bir iş yapmayı hedefledik. İlk çıkış noktamız gerçekten bizi heyecanlandıracak ve kaşındıracak bir hikaye yaratmaktı.

Cezailer’in izleyiciye anlatmak istediği ‘dert’ ne?
Normalin sınırlarını genişletmek, insanların kişiliklerine ve onları kendileri yapan özelliklerine olan yargıları hafifletmek ve herkesi olduğu gibi kabullenmek olabilir.
Dizi kara komedi ama drama da aslında…
Evet, yazım aşamasından en son kurgusuna kadar türler arası bir iş olmasına uğraştım. Gergin de, duygusal da ve komik de olabilen ama en önemlisi hepsine tutarlı bir şekilde yer veren bir hikaye anlatımı kurmaya çalıştım.
‘Kime rol teklif ettiysem olumlu dönüş aldım’
Oyuncu kadrosu şampiyonlar ligi gibi. Bu kadroyu bir araya toplamak kolay olmamıştır.
Hep çalışmak istediğim, tiyatroda ya da sinemada hayranlıkla izlediğim, yüksek yeteneğe ve zekaya sahip oyuncularla dolu bir kadro oluştu. Cast konusunda çok şanslıydım ki gerçekten kime rolünü teklif ettiysem istekli ve heyecanlı bir şekilde olumlu dönüş aldım. Projenin satış aşamasında, yaklaşık iki sene önce bu senaryodan nasıl bir iş çıkacağının uygulamayla daha net anlaşılacağını düşündüğümüz için atmosferi ve tonu anlatabilmesi adına on beş dakikalık bir demo çekmiştim. Üzerinden epey zaman geçmesine rağmen oyuncuların çoğu o demoda da bizimleydi. Sonradan aramıza eklenenlerle beraber kadromuzu tamamlamış olduk.
‘Endişelerimiz oldu’
Farklı bir iş Cezailer. Kaygılandığınız anlar oldu mu?
Araştırma ve yazım sürecinde bir takım endişelerimiz oldu. Akıl hastalarının bulunduğu ve hastane içerisinde geçen dramatik bir hikayeyi hafif bir şekilde ele almak istedik. ‘Hafife almak’ ile ‘hafif ele almak’ lütfen karıştırılmasın. İki senelik bir araştırma sürecinden geçtik ve bir psikiyatr danışman aracılığıyla senaryolarımızı sonuçlandırdık. Sırtımızı sağlama aldıktan sonra hikayenin içinde daha rahat özgürleşebildik.
‘Bize renk veren özelliklerimizi kaybetmemeliyiz’
‘Normal’ olanı ve olmayanı nasıl tanımlıyorsunuz?
İkisini birbirinden ayırmamayı anlatmak istiyorum aslında. Kendimi etrafımdaki insanlardan farklı, tuhaf hissettiğim ya da olduğum yere, ülkeye, çevreye ait hissetmediğim zamanlar oluyor. Ama bu sadece bana değil, eminim yer yer herkese oluyor. Normal, yani sağlıklı olan bu hissiyatların ve insani farklılıkların olması zaten. Bence sağlıksız olan bu tür farklılıklarımızı ve duygularımızı normal dışı bulup, onları törpülemeye veya bastırmaya çalışmamız. Bizim ailede, ‘etrafımızda normal insan yok’ denir. Bu söz ailemizin, çevremizin farklı ve renkli insanlarla dolu olmasının takdirinden elbette. Söylemek istediğim, aslında Cezailer’in de bize ve izleyenlere katmasını istediğimiz noktalarından biri: Normal olmadığını düşündüğümüz veya düşündürüldüğümüz, bize renk veren özelliklerimizi kaybetmemeliyiz. Renkler kıymetli, farklılık değerlidir.
‘Guguk Kuşu’ndan etkilenmedik’
‘Yerli Guguk Kuşu’ denilmeye başlandı Cezailer için. Bir esinlenme oldu mu?
Böyle denilmeye başlanması anlaşılabilir. Akıl hastanesinde geçen bir iş olduğu için Guguk Kuşu gibi kült bir filmin akla gelmesi çok normal. Ancak, metin ve içerik olarak etkilenmedik. Hikaye, karakterler, ton ve atmosfer olarak farklı yapılara sahibiz. Şunu da söylemeliyim ama; Cezailer’in proje tasarımı, gerçeğe dayalı olan ya da olmayan bir çok film ve dizinin etkisiyle oluştu.