(…) Merdan Yanardağ o gün trajik olarak nitelendirdiği bu siyasal mücadeleden farklı bir yere geçti. İktidar medyası ise herkesin bildiği bu dönemi yeni keşfetmiş gibi “Bakın Merdan Yanardağ aslında kim?” gibi okuyucusunu aptal yerine koyan haberler yapıyor. Yanardağ’ı savunanların bir kısmı ise onu “teröre her daim karşı çıkmış” bir nefer olarak savunuyor. Oysa bırakın terörü, Yanardağ’ın Öcalan’ı savunduğu da yok, itirazı iktidara, (AKP Milletvekili Galip Ensarioğlu’nun sözlerine atfen) ‘madem Öcalan’la görüşüyorsunuz bunu neden biz bilmiyoruz’ gibi gazeteci olarak çok haklı bir soru soruyor. İçinde propagandanın p’si olmadığı halde, üstelik bir de montajlanmış bir videonun kanıt olarak kullanılmasıyla tutuklandı. Bu elbette siyasi bir karar ve muhtemeldir ki Yanardağ’ın tutuklanmasıyla kalmayacak, Tele 1’e de sıçrayacak.
Buna ister post-truth deyin, ister cahil halkı montajlı videolarla kandırıyorlar diye düşünün durumu değiştirmiyor. Gazetecinin topluma karşı sorumluluğunu ve özgürce sözünü söylemesini savunmadıkça değişen bir şey olmayacak. Değiştirmek için en az 30 yıl öncesine, Aziz Nesin’in ifade özgürlüğünün savunulmadığı hatta katliamın sorumlusuymuş gibi gösterildiği günlere gitmek gerekiyor. Bugün Akit muhtemelen “30 Yıldır bitmeyen zulüm” başlığıyla çıkacak. 2012’de de ölenlerin yanarak değil kurşunlanarak öldürüldüğünü iddia etmişti.