Yakın geçmişimizdeki tüm önemli göstergelere rağmen Kılıçdaroğlu yönetiminin Cumhuriyet’in ve CHP’nin tasfiyesi başlıklarında ne kadar kritik bir rol üstlendiği hiçbir zaman bugünkü kadar berrak olmadı.
Butlan kararının ardından CHP Genel Merkezi’nin polis zoruyla zaptı sonrası yaptığı ilk konuşmadan itibaren seçilmiş genel başkan Özgür Özel ve ekibini “halkı ayaklanmaya teşvik etmekle” suçlaması, devletin genişlemesi gerektiği yönündeki sözleri, Osmanlı coğrafyasına yaptığı vurgular; bu yeni rejime politik olarak da ne derece angaje olduğunu gösterdi.
Güçlü devlet övgüsü, Türkiye’nin bölgesine yayılması gerektiği vurgusu; AKP’nin Cumhuriyet’in kodlarını ortadan kaldırma politikası olarak da yorumlayabileceğimiz “Yeni Osmanlıcılık” açılımına verilen desteğin ifadesi oldu.
Butlan yönetimi böylece Cumhuriyet’in ulusal sınırlar içinde ulusal egemenlik ilkesine de laiklik ilkesine de anti-monarşizmine de açıktan ya da örtük olarak mesafe koyduğunu ilan etti. Anlatmaya çalıştığım gibi bu mesafe yeni ortaya çıkmış değil; ancak siyasi itiraf düzeyinde açıkça dile getirilmesi yeni.
12 Eylül’den sonra ikinci büyük darbeyi alan CHP, bu kez kendi kadroları eliyle Yeni Osmanlıcı siyasal İslamcıların vesayetine veriliyor. Bu kirli işi üstlenenlerin yeteneklerinin ve niteliklerinin yerlerde sürünmesi, sürdürülen operasyonun gereği diye düşünülmeli.
Yine de Cumhuriyet’le birlikte tasfiye edilen CHP’nin hazin durumuna bakıp da “zavallı halk partisi” dememek elde değil.