Çoğu, “Erkek adam ağlamaz” palavrasıyla büyütüldüğünden gizler ağladığını; erkekliğine yediremez gözyaşını… Ceketinin koluna veya iç cebindeki mendile siler. Bir köşeye gizlenip hüznünün geçmesini bekler. Ama ağlar babalar da… Analar kadar…
“Berkinim yaşasa karne alacaktı dün” diye ağlar babası; odasındaki öksüz bilyelerine bakarken… Soma mezarlığında Berkay, “Karnemi getirdim baba! Hepsi pekiyi” diye toprağı okşadığında başucunda dedesi ağlar.
Evladı dağda savaşıyor diye dövünen sadece analar değildir; lise çağındaki kızının karnesiyle birlikte okuldan çıkışını da alan baba da, kızının mühendis olma hayallerine ağlar. Musul’dan gelecek iyi bir habere, kalan ömrünü fedaya hazırdır konsolosluktaki şoförün babası; “Oğlum, yiğidim” diye dövünerek ağlar. Ağlamalıdır da…