Can Dündar: 22 Temmuz bir Frankenstein hikayesi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Senaryo, Frankenstein’ınkiyle “paralel”dir: Hükümet, cemaatle el ele vererek Emniyet’in usulsüz dinleme, illegal delil toplama, sahte kanıt üretme atölyelerinde, kendisine bağlı devasa bir canavar yarattı. Bu canavarı, kendi iktidarına karşı çıkanların üzerine saldı.

“Canavar”, acımadan hepsini temizledi; askerleri, savcıları, hâkimleri, bürokratları, polisleri, gazetecileri, siyasetçileri… Canavar’la yaratıcısı, onların kelepçelenip kodese atılışını, “Masumuz” diye çırpınışını, ailelerinin feryadını keyifle izledi.

Lakin “Canavar”, rakiplerini yedikçe semirdi, palazlandı, payıyla doymamaya başladı. O zaman da yaratıcısı tarafından ihanetle, nankörlükle, açgözlülükle suçlanıp cezalandırıldı. Yalnızlığa terk edildi.

O da, romandaki gibi, yalnızlığı arttıkça, kendisini yaratandan öç almaya girişti.

“17 Aralık”, “Efendi”yi yaraladı ama öldürmedi. Ve her öldürmeyen yara gibi, onu güçlendirdi. “Efendi”, 22 Temmuz sahurunda Canavar’ının inine girdi.

Şimdi, ancak polis devletlerinde görülebilecek türden bir zaptiye çatışması yaşanıyor.

Canavar’ın daha önceki kurbanları, kendilerine kıyanların sabaha karşı “Haksızlığa uğradık” feryadıyla kelepçelenişini, eşlerinin, çocuklarının direnişini, bu ibretlik “vardiya değişimi”ni, acı bakışlarla izliyor kenardan… “Eden, bulur. Adalet bir gün herkese lazım olur” diyorlar.

Bu kazanımlarla, bu şerden bir hayır doğabilir. Unutmayalım ki, romanda da kaybeden, Canavar değil, efendisi olur.

“Frankenstein” macerası, Canavar’ın, yenik yaratıcısının başucunda ağlaması ve sisler içinde gözden kaybolmasıyla son bulur.

Can Dündar’ın yazısı