Burcu Aydın: Sürecin ilk anahtar kelimesi 'nakit akışı' olacaktır

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Sermaye piyasalarının üstatlarının yaptığı ortak değerlendirme Türkiye’de sorun kurallardan çok uygulamada yatıyor: kuralların uygulanması ile gözetim ve zamanında müdahale mekanizmalarındaki eksikliklerde fon krizinin temelinde yer alıyor.

Nitekim SPK’nın 18 Eylül açıklaması da aynı soruna işaret ediyor. Kurul, bazı yatırım fonlarının özellikle 2025’in son çeyreğinden itibaren fiili dolaşımı düşük hisselerde, şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini belirtiyor. Konunun 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi (FİK) gündemine geldiğini, ardından yeni düzenlemeler üzerinde çalışılmaya başlandığını da açıklıyor.

Bundan sonraki sürecin ilk anahtar kelimesi “nakit akışı” olacaktır. Tasfiye kapsamındaki fonlarda varlıkların sağlıklı biçimde nakde çevrilmesi ve yatırımcı alacaklarının ödenmesi gerekiyor.

İkinci konu “güven”. Yatırımcı fonuna ulaşabileceğine, şirket piyasadan finansman sağlayabileceğine ve fiyatların ekonomik gerçekliği yansıttığına inanmak zorunda…

Üçüncü konu “enflasyon”. Yüksek enflasyon sürdükçe hane halkının satın alma gücünü koruma ve yüksek nominal getiriye yönelme eğilimi devam edecektir. Bu nedenle finansal istikrar ile fiyat istikrarını birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil.

Son olarak da olmazsa olmaz “yapısal zemin” geliyor. Bundan sonraki aşamada yalnızca yeni kural yazmak değil; ilişkili taraf işlemlerinin, fon değerlemelerinin, likidite riskinin ve olağandışı fiyat hareketlerinin gerçek zamanlı ve kurumlar arası veri paylaşımıyla izlenmesi gerekiyor.

Fon krizi bize bir kez daha şunu gösterdi: Finansal piyasalarda sorun ortaya çıktıktan sonra tasfiye etmek maliyetlidir. Esas olan, riski büyümeden tespit etmek ve sınırlamaktır.

Burcu Aydın’ın yazısı