Bilge Keykubat: Ege'nin başı çektiği bir gastronomi diplomasisi kurmamız şart

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Ege Bölgesi, tarihin her döne­minde tarım ve gastronominin ana rahmidir. Zeytin, üzüm, incir ve ke­kik; sadece birer tarımsal ürün de­ğil, bu toprakların biyolojik tapu­sudur. İtalya örneğinde gördüğü­müz o “terroir” vurgusunu, Ege’nin her köyünde, her kadim ağacında görüyoruz. Ancak mesele, bu ürün­lerin sadece kaliteli olması değil, onları hikayeleştirerek küresel bir değer zincirine dönüştürebilmek.

Güney Yunanistan’ın 2028 Dün­ya Gastronomi Bölgesi adaylığı, as­lında sadece bir bölgesel kalkın­ma hamlesi değil, bir destinasyon yönetimi vizyonudur. Bizim de tüm Türkiye’yi kapsayan, ancak Ege’nin başı çektiği bir gastronomi diplomasisi kurmamız şart. Gast­ronomi turizmi sadece otel dolu­luk oranları değil; tarımsal üreti­min katma değerini 10 katına çıka­rabilecek bir kaldıraçtır.

İtalya’yı İtalya yapan, standart­laşmış üretim değil, yerel karakte­rin markalaşmasıdır. 

İklim krizi kapımızda. Kurak­lık, tarımsal üretimi tehdit eder­ken gastronomi merkezi iddiasın­da bulunmak ancak toprağı ko­ruyarak mümkündür.

Turisti sadece güneş ve deniz için değil; zeytin hasadını gör­mek, gerçek bir zeytinyağı tadı­mı yapmak, bir köy kooperatifin­de yerel bir yemeğin nasıl piştiği­ne tanık olmak için getirmeliyiz. 

Titizliği, mutfağımıza da yansıt­malıyız. 

İtalya ve Yunanistan örnekle­ri bize şunu gösteriyor: Rakibi­miz sadece birbirimiz değil, küre­sel gastronomi pazarındaki diğer ülkeler. 

Sadece yerel lezzetleri ta­nıtmakla kalmayıp, bu lezzetlerin ardındaki kadın emeğini, koope­ratif dayanışmasını ve iklim dostu üretim pratiklerini ön plana çıkaran etki odaklı bir iletişim dili benim­semeliyiz. Böylece, dünyadaki gast­ronomi otoriteleri nezdinde sadece bir yemek kültürü değil; geleceğin gıda sistemine yön veren, sürdürü­lebilirliğin ve yerel kültürün korun­duğu, vizyoner bir gastronomi labo­ratuvarı olarak konumlanmamız, Türkiye’nin küresel ölçekteki itiba­rını ve turizm gelirlerindeki katma değerini kalıcı olarak artıracaktır.

Bilge Keykubat’ın yazısı