Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Paris Hilton Los Angeles’taki evinin yangında yanışını izlerken, canlı yayın yaptı ve bunu bile milyonlarca insan izledi. Yani Hilton yangını seyretti.
Milyonlarca takipçisi de onun seyredişini seyretti.
Bu acıklı durumumuz sosyologlara göre bir tür kaçış:
Ekonomik krizler, kişisel hayal kırıklıkları ve tatminsizliklerle sıkışmış bireyler, başkalarının hayatlarına odaklanarak kendilerinden uzaklaşıyor.
Sonuç olarak Jean Baudrillard’ın dediği gibi, artık bir simülasyon çağında yaşıyoruz.
Ve skandallar, ihanetler ve gösterişli paylaşımlarla ünlüler bu durumu milyonlarca takipçiyle bir avantaja dönüştürüyor.
Hayatlarını sosyal medyada “yaşayarak” maddi kazançlar elde ediyorlar.
Oysa sosyal medyada gördüğümüz her bir hayat, gerçeğin birer kopyası.
Çünkü birini izlemek, o kişiyi bir nesneye indirgemektir.
Biz de bu hikayeyi tüketiyoruz.
Fakat ünlüler ve izleyiciler arasındaki çizgi de giderek bulanıklaşıyor.
Her hikâye biraz daha gerçeklikten uzaklaşırken, ünlüler gibi biz de dijital bir yanılsamanın parçası haline geliyoruz.
Hem bireysel değerlerimizi aşındırıyoruz hem de gerçeklikten uzaklaşıyoruz.
Evet bu bir trend.
Ama bu trendin kaybedeni kim derseniz biziz.
Biz gözetledikçe onlar kazanıyor biz kaybediyoruz.
“Peki, biz bu dijital yanılsamaya ne kadar daha teslim olacağız?
Gerçeklikten uzaklaşmayı mı, yoksa kendi hayatlarımızı daha anlamlı kılmayı mı seçeceğiz?”