Biz ziyaret evine doğru yürürken millete bayram sabahlarını zehir edenler var. Rantın peşinde koşarken insanı ayaklar altına alan müteahhitlerden, madencilerden, onların bürokratlarından söz ediyorum. Bir bayram sabahına hazırlanırken size 5 yıldır toprağını bekleyen Akbelen köylülerinden bahsetmek istedim. Haberlerde fotoğrafını görüyor, seslerini duyuyor, sloganlarını okuyorsunuz. Oysa daha fazlası, hepsinin teker teker bir hikâyesi var.
Demir ailesi, Akbelen’de madene en yakın evlerden birinde yaşıyor. Bu yüzden dinamit sesini ve iş makinelerini çok iyi tanıyor. Toz ve titreşim yaşamlarının adeta parçası. Ailenin 4 çocuğu var. İki çocuklarını ormandan topladıkları çıntarlarla, tilkişenlerle, şifalı otlarla okutmuşlar. Şimdi o orman yerinde yok.
Halil İbrahim Demir, atadan kalma toprakta zeytincilik yapıyor. Bodrum’daki otellerde sezonluk işçi olarak çalışıyor. “Bütün çabam dört çocuğumun geleceği için” diyor. Hayattaki tek güvenceleri evleri ve toprakları.
Elbette bu dönemde kabul edemedikleri var. Mesela 5 yıl önce ormanı korumak için nöbet tutan anne İlkay Demir’in jandarma tarafından darp edilmesini. Dinamit patlamalarıyla her yanı çatlamış bir evde çocuklarını büyütürken “Sıra bize ne zaman gelecek” diye bekliyorlar.