Günümüzde, özellikle ülkemizde, yeniden trend olan bir kavram liyakat. Herkes “Liyakat şart.” diyor; peki, biz kendi fikirlerimizi paylaşırken ne kadar liyakat sahibiyiz? Evet, diyebilirsiniz ki: “Bir fikir beyan edeceğim, her cümlemden önce literatür taraması mı yapmam lazım?” Hayır, tabii ki gerek yok. Ancak fikrinizin niteliği ve bu fikri nasıl ürettiğiniz, sizin değerinizin bir ölçüsü olarak muhakkak değerlendirilecektir.
Altyapısız veya yanlış bilgilere dayanarak ürettiğiniz fikir, karşınızdaki insan için ne kadar değerli olur ve sizi nasıl yansıtır? Bir fikri ifade etmeden önce, neyi ne kadar bildiğimizi ve bu fikrin ne kadar sağlam bir altyapıya sahip olduğunu sorgulama sorumluluğunu almak, kendimize ve topluma ne katkı sağlar?
Bugün tükettiğimiz ve yaydığımız bilginin doğruluğunu ve kaynağının güvenilirliğini sorgulamak yine bize düşüyor. Dezenformatif veya provokatif kaynaklarla karşılaştığımızda sergileyebileceğimiz en bilinçli tavır, çevremizle bu kaynakların tehlikelerini paylaşmak ve toplumsal bilinç oluşturmaktır; çünkü toplumsal bilinç ancak bireylerin farkındalığıyla gelişir.
Hızla gelişen medya çağında yanlış, popülist ve manipülatif bilgi paylaşımının yol açtığı karmaşanın yatışıp bu araçların toplumsal fayda sağladığı günleri görüp göremeyeceğimizi zaman gösterecek. Özel hayatımızda veya sosyal medya paylaşımlarımızda sorumluluk almak ise atabileceğimiz en somut ve etkili adım.
İfade özgürlüğü yalnızca bir hak değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Bu özgürlüğü kullanırken fikirlerimizi sağlam temeller üzerine kurmalı, bilgimizi sorgulamalı ve paylaşmadan önce sorumluluğumuzu göz önünde bulundurmalıyız. Çünkü fikirler, bir toplumun niteliğini belirler ve her ses, bir sorumluluk taşır.