
H. AYHAN TİNİN
insanatinart@gmail.com
İnsana sürgün bir hayat.
Giritli bir paşa çocuğunun sürgünden sürgüne uzanan, olağanüstü hikayesidir bu…
Halikarnas Balıkçısı, Cevat Şakir Kabaağaç’ın, Şakir Paşazadelerin Cevat’ı…
Bu hafta Bodrum’da Balıkçı’nın 50. Yılı Anma Programı düzenleniyor. Meraklısına söyleyelim; 13-14-15 Ekim’de.
50’nci ölüm yılı yazamadım. Elim varmadı. Balıkçı ölmez ki!
Her yıl koşarak ‘Mavi Tur’ yapmaya gelenler arasından kaç kişi itibar edecek bu etkinliğe, kaç kişi önemseyecek bilinmez.
Hatta ‘Mavi Yolculuk’ olarak literatüre giren turların aslında Cevat Şakir ve arkadaşlarının Anadolu Kültürü’nü tanıma ve anlama gezileri olduğunu kaç kişi biliyor?
O ünlü Orhan Veli şiiri gibi ‘Geç bunları anam babam / Geç bunları bir kalemde…’ geçelim.
Cevat Şakir, ölümünden sonra derlenerek yayınlanan onlarca kitabına rağmen, hak ettiği değer ve önemin gerisinde kalmış bir aydın, bir kültür işçisi, bir doğa insanı…
Hatta ömrünü verdiği Bodrum’da bile sınırlı bir kitle dışında, beach kalabalıklarının pek de farkında olmadığı, ne yaptığını bilemediği biri…
Cevat Şakir’in hayatı adı konulmuş ya da konulmamış sürgünlerle geçmiş. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde doğmuş olan Cevat Şakir’in babası ve amcası Girit İsyanını bastırmak için adaya gönderilen paşalar…
Buradan sonra babası Şakir Paşa Atina’ya elçi olarak atanınca küçük Cevat için de adı konulmamış sürgünler başlar.
Hep deniz çocuğudur Cevat. Girit, Atina ardından, bir süre Nişantaşı’ndaki konakta kalsalar da, aile önemli yıllarını geçireceği Büyükada’ya yerleşir. Daha sonra Robert Kolej’e yazılan Cevat sürekli ada ve okul arasında deniz yolculukları yapar.
Oxford’a gönderildiği üniversite yılları bir başka sürgündür; çünkü ülkesinden ve annesinden ayrılmayı hiç istemez.
Bütün bu sürgünlerin arasına bir de karanlık olay girer. Afyon hapishanesinde geçen zamanları, hatta belki biraz aileden de sürgünü…
Sonra İstanbul’a dönüş. İkinci evlilik. Geçinmek için Bab-ı Ali’de deli gibi çalıştığı; kapak çizdiği, öykü yazdığı, çeviri yaptığı yıllar… Az kalmıştır Halikarnas Balıkçısı olmaya… Derken İstiklal Mahkemeleri ve Bodrum sürgünü!
İşte bu yeniden doğumu olmuştur Cevat’ın. Yıllarca en iyi okullarda aldığı köklü eğitim birikimi, Anadolu’nun binlerce yıllık tarihi, efsaneleri ve kültür varlıklarıyla karşılaşınca önünde yepyeni bir dünya açılır. ‘İşte Arşipel’ diye söyler anılarında…
Bodrum’da bambaşka bir dünyaya gözlerini açar, hem sürgün hem yeniden doğumdur. Deniz kenarında bir eve yerleşir zorunlu(!) olarak.
Kendi tarihine ve kültür kimliklerine sahip çıkmaya çok değer veren(!) yerel yönetimler sayesinde bu ev bugün ya köfteci ya da kebapçı olarak ömrünü sürdürmektedir, o ayrı… Yıkılıp yerine otel yapılmaması da sevinilecek bir şey hiç olmazsa…
Bodrum sürgün yılları içinde, denize açılması da yasak olan Cevat; bu dönemde yavaş yavaş Halikarnas Balıkçısı’na dönüşür. Süngerci hikayeleri, antik hikayeler derken; cezası bittiğinde İstanbul’dan gelen yazar/çizer arkadaşları ile birlikte mavinin ve antikitenin sonsuzluğuna yolculuk yapmaya başlarlar. O zamanlarda henüz adı konmamış ‘Mavi Yolculuk’dur bu… Mavi yolcular derler kendilerine. Ayın şavkı denize vururken sabahlara kadar, mitolojik hikayelerle donanmış sohbetler ederler.
Çocuklarının okuması için yerleştiği İzmir’de de devam eder araştırmaya, yazmaya ve Anadolu topraklarından batıya kaçırılan tarihi eserlerin izlerini sürmeye.
Bodrum’da gördüğünüz bin bir değişik bitkinin babasıdır! Yurt dışından yazışmalarla tohumlarını getirmiştir. İzmir’de dikili ağaçlarda da onun emeği vardır. Greyfurt meyvesini il o getirmiş, o yetiştirmiştir ülkemizde…
6-7 dil bilir. Bir gecede bir kitap çevirecek kadar güçlü bir kalemi vardır. Ve İlk turist rehberidir Türkiye’nin! Bir yandan İzmir sokaklarında fayton tezeklerini toplayıp diktiği ağaçlara gübre diye kullanırken, diğer yandan devlet ricalinin emriyle; Türkiye’yi ziyaret eden İran Şahı’na Efes Antik Kenti’ni gezdirir. Hem de Homeros’un İlyada’sından iki üç dilde kesitler okuyup canlandırarak.
Bir Ekim günü bir sürgün daha yaşar. Bu dünyadan da sürgündür artık. Bodrum ağlar, Anadolu sevdalıları ağlar, Mavi Yolcular ağlar…
Çok uzun bir öykünün özetidir yazdıklarımız. Eğer bugün Bodrum varsa, siz de gelip gidiyorsanız; bunu biraz da Cevat Şakir’e borçlusunuz.
Cevat Şakir kitaplarını okuyun. Bu iflah olmaz hümanist, aydın, entelektüel daha da önemlisi yapmayı söylemeye tercih güzel Türk insanının unutulmasına izin vermeyin.
Unuttuğunuz, vazgeçtiğiniz sorularınızın yanıtıdır.
Cevat Şakir’in Bodrum için yazdığı, şimdilerde ilçenin girişinde, Bodrum’un mavisine de yeşiline de yakışmayan kahverengi bir zeminde yazılı, güzelim şiirle bitirelim sözü…
Bodrum’da / Yokuş başına geldiğinde / Bodrum’u göreceksin, / Sanma ki sen / Geldiğin gibi gideceksin / Senden öncekiler de / Böyleydiler / Akıllarını hep Bodrum’da / Bırakıp gittiler…