Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
İzlediğimiz “ikili delilik” değil, toplumsal delilik. Binlerce Amerikalı sokaklarda Joker’in serbest bırakılması için haykırır. Bir katil için Gotham’da hayat durur. Joker’in temyiz davası üzerinden hayata tutunmaktır asıl delilik.
Filmde müzikalin tek fonksiyonu, izleyiciyi karanlık bir hapishaneden çıkarıp renkli bir dünyaya davet etmek. Harley’nin defalarca söylediği “Bir Dağ İnşa Etmek” şarkısı, bana Afrikalı Amerikalı yazar Langston Hughes’un (1901-1967) dağ metaforunu hatırlattı. Irkçılığı aşmak yüksek bir dağa tırmanmak kadar zor olsa da pes etmeyeceğini yazar. Fakat zengin bir ailenin kızı Harley’i böylesine zorlu bir yolculuk beklemiyor.
Filmin tek sevdiğim özelliği, bir animasyon ile başlayıp bitmesi. Sonunda izlediğimiz çizgi filmde bir karakter, “Dokunaklı değil mi?” diye sorar. Ayrımcılıkla ya da ekonomik zorluklarla savaşanların bir katilden medet umması dokunaklı. Umudun hayali bir gösteri karakterinin temyiz davasında aranması trajikomik.
Fakat Joker: İkili Delilik, Venedik Film Festivali’nde 12 dakika ayakta alkışlanmaya değer mi? Bence hayır. Joker yerine çoklu kişilik bozukluğu sebebiyle açılan bir temyiz davasını çok daha derinlemesine işleyen ve Tom Holland’ın başrolünde oynadığı The Crowded Room dizisini izlemenizi tavsiye ederim.