İstanbul’un “çok kültürlü” semtlerinden Kurtuluş, genelde “gayrımüslim”lerin semti olarak bilinir. Eskiden öyleydi. Artık Kurtuluş, İstanbul’un en kalabalık ve çok kimlikli semtlerinden. Sokaklarda türbanlısı da vardır türbansızı da; transeksüeli de Afrikalısı da. 10 yıldır Kurtuluş’ta yaşamamın bir nedeni de bu; insanlar birbirine karışmaz ve eski mahalle kültürü herşeye rağmen bitmemiştir; kimsenin selamı sabahı eksik olmaz.
Kurtuluş ve Pangaltı, Berkin Elvan’ın cenazesinin ardından olayların ilk patlak verdiği yer oldu. Daha doğrusu, polisin acımasızca müdahale ettiği ilk nokta. Akşam saat 5’te Feriköy’e geçmek üzere Şişli’den Kurtuluş’a yürürken, Pangaltı metro durağının önünden Osmanbey’e uzanan kalabalığın arasından geçtim. Henüz şiddetten iz yoktu.
‘Bakalım Burak için de yürüyecekler mi?’
Eve vardığımda “müdahale olmuş” haberi geldi. Videoları izledim; Pangaltı metro durağının hemen dibindeki dükkanlara nasıl TOMA’larla girildiğini, metronun içine dahi gaz atıldığını gördüm. Gece boyunca Kurtuluş civarında göstericilerle polis arasında çatışmalar oldu. Ertesi gün, Pangaltı’daki dükkanlara uğradım. Metro durağının hemen yanındaki pasajlardan birinde, dükkanının camları kırılan, duvarlarına sprey boyayla yazılan bir esnafla konuştum. Zarara ve göstericilere öfkeliydi; pasaja doluşup sigara içtiklerini, uyardığında “Polise şikayet et amca” dediklerini söyledi. Sonra da “Bakalım Burak için de yürüyecekler mi” deyiverdi.

Berkin Elvan’ın polis fişeğiyle başından vurulduğunu, Burak Can’ı kimin vurduğunun belli olmadığını belirtince bu sefer lafı değiştirdi: “Ama o çocuğun elinde molotof varmış!” Diyaloğumuz şöyle devam etti:
-Hayır, yoktu.
– Ben biliyorum, vardı.
– Nereden biliyorsunuz? Ben raporları okudum, gazeteciyim.
– Ha öyle mi? (Duraklama) Ben bunlar ülkeyi yönetsin istemiyorum…
– Göstericiler mi? Onların yönetmek gibi bir derdi yok.
– Ölenlerin hepsi Alevi, neden? Bakın ben Sünniyim…
– Biz ne zamandan beri Aleviyim, Sünniyim diye konuşmaya başladık? Böyle şeyler yoktu hayatımızda.
– Göstericiler yakıp yıkıyor. Böyle olmaz ki ama…
– Haklısınız, şiddet olmamalı. Yanlış yapmışlar. Peki ses kayıtları, yolsuzluk iddiaları konusunda ne düşünüyorsunuz?
– İnanmıyorum.
– Ama hükümet yalanlamadı. Montaj olduğunu kanıtlanamadı. Çok büyük miktarlarda paraların el değiştirdiğine dair belgeler var.
– (Kısa sessizlik) Ne zaman o Alman milletvekili geldi, işler karıştı. Ne işleri var burada?
– Anlamadım, ne alakası var?
– Gezi’ye diyorum. Geldiği gün ortalık karıştı.
– Biliyorsunuz AB’ye üyelik için başvuran bir ülkeyiz. Yabancı vekillerin insan hakları ihlallerini incelemek için gelmesi bu sürecin bir parçası. Kaldı ki Gezi’nin polis baskınıyla boşaltıldığı gün geldi.
– İyi de bizimkiler gitmiyor. Onlar niye geliyor?
– Bizimkiler de devamlı gidiyor Avrupa’ya, neden gitmesin? Böylesine büyük bir insan hakkı ihlali yaşansın, dünyanın her köşesine ilgili siyasetçi, gazeteci, aktivist gider!
– Almanya’da da gaz sıkıyorlar!
– Böyle sıkmıyorlar.
– Yıllarca devlet dairelerinde süründürdüler… Bir daha istemem o günlerin gelmesini!
İkinci bir savunma cümlesi yok
Diyaloğumuz bir süre bu minvalde devam etti. Pangaltılı esnaf, hükümet medyasında tekrarlanan tezleri bir bir sıraladı. Ancak cevap verince ikinci bir savunma cümlesi kuramayıp başka konulara atladı…

Terziden çıkıp sokağın karşısına geçtim. Şişli Balık ve Çağdaş Börek, Osmanbey’deki müdahalede büyük zarar görmüş. Çağdaş Börek’e girip, geçmiş olsun dedim. Camlar olduğu gibi inmiş, halen kapı takılamamıştı. “Zararınızı kim tanzim edecek, sizi arayan oldu mu?” diye sordum.

“Önemli değil abla, sigortamız var zaten. Biz ne olduğunu anlayamadık. İçerisi çok kalabalıktı…”
“Gaz sıkmışlar…”
“TOMA’yla! İnsanlar birbirini ezdi. Bir bayan fena yaralandı, hastaneye götürüldü. Boğuluyorduk.”
“Zararınız büyük…”
“Zarar ne olacak abla, cana geleceğine mala gelsin.”
Tekrar geçmiş olsun deyip çıktım. Aynı semtte, olayların göbeğinde kalan iki esnafın bakış açısı, bana çok şey anlattı. Keşke daha çok muhabirimiz, daha tarafsız bir medyamız olsa ve siyasetçilerin değil, insanların ne düşündüğünü öğrenebilsek…
