Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) her açıkladığı enflasyon verisini toplumun bir kesimi tepkiyle karşılıyor.
TÜİK, 81 ilin tamamında ve 239 ilçede TÜFE için fiyat derlemesi yapıyor. Her ay 45 bin civarında konut ve işyerinden 972 madde çeşidi için 636 bin 640 adet fiyat derliyor.
Bu verilerin bir kısmı eli tabletli anketörlerce, bir kısmı zincir marketlerin kasalarından geçen milyonlarca gerçek işlem arasından ve e-ticaret sitelerinden otomatik olarak sağlanan veriler şeklinde derleniyor ve uzmanlarca analiz ediliyor. Ayrıca TÜFE sepeti de değişen tüketim alışkanlıklarına göre her yıl yenileniyor.
Peki, 81 ilden her ay, yarım milyondan fazla fiyat verisini derlemesine rağmen, toplumun bir kesiminde bu rakamlara karşı neden bir direnç ve güvensizlik oluşuyor? Yoksa enflasyondan çokça canımız yandığı için mi aşırı tepki gösteriyoruz? Dilerseniz bunun nedenlerini tartışalım.
Güven tartışmalarının ötesinde, hissedilen ve algılanan enflasyonun yüksekliği de TÜİK’e tepkilere neden oluyor. Haftada bir semt pazarına, 2-3 güne bir markete giden, evde çoğu vaktini mutfakta geçiren insanımızın gıda enflasyonunu daha fazla hissetmesi de doğal.
Ezcümle; rakamlar ne söylerse söylesin, enflasyonla mücadeledeki başarı, ancak mutfaktaki algı ile tablodaki veri buluştuğunda hissedilecektir.