Bugünlerde bizde ya da başka bir gazetede, TV’de, radyoda filan “Aydın Engin gırtlaklanmış halde ölü bulundu” diye bir haber okursanız şaşırmayın… Bir faili meçhule filan kurban gitmiş değilim; ‘failim meşhur’dur.
…N’olcak şimdi? Ben, amasız, fakatsız, lakinsiz “Başkanlık sistemi diktatörlük getirir” diyenlerdenim; demekle yetinmeyip birkaç kez bunu harbiden yazanlardanım. Şimdi ben ne yapayım?
Benim itirazım büyük Türk büyüğü Tayyip Erdoğan’ın başkan olması ihtimalinden kaynaklanmıyor. Literatürde ‘Asya despotik devleti’ diye anılan ve kaçınılmaz olarak devlet tapıncını yurttaşların (eskiden tebaanın, uyrukların) bilincine kazıyan bir sistemin bu topraklarda epey derinlere kök salmışlığını bilmekten; defalarca tanık olmaktan; mahkemesinde, hapishanesinde defalarca ve dolaysız yaşamaktan kaynaklanıyor.
…Dahası başkanlık sistemini getirmek isteyen siyasal gücün yapacağı anayasayla, demokratik bir devletin olmazsa olmazı “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin cenaze namazı için saf tutmamız gerekeceğini bilmekten kaynaklanıyor. AKP iktidarında iyice şahlanan, ancak ondan önceki iktidarlarca da yargı denetiminin bir ayak bağı, bir demokratik bela olarak görüldüğünü bilmekten, hem de iyi bilmekten kaynaklanıyor…