Sözünü edeceğim (şimdilik) son hapishane mektubu İzmir Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nden, Tuğçenur Özbay’dan. Bir yakını eliyle internet üzerinden göndermiş. Tuğçenur 9 yıldır, aynı koğuşta, bir başka siyasal tutsak Güzin Tolga ile birlikte. Ben de onlar gibi “tutsak” sözcüğünü kullanıyorum. Bu genç insanlar bunca yıl hapiste olmak için ne yapmış olabilirler? Geçen haftaki yazımdaki soruyu bu kez onların savcılarına, yargıçlarına yöneltiyorum: Bu kadar ağır hüküm hangi suçun karşılığıdır? Biliyorum, en fazla örgüt üyeliği diyeceklerdir. Silah yoksa, ölüm yoksa örgüt üyeliği denen şey de eninde sonunda bir düşünce özgürlüğü sorunu değil midir? Bu ülkenin egemen sınıfları, hukuku genç insanlarına karşı neden bu kadar acımasız?
Tuğçenur elli günü aşkın süredir ölüm orucu eyleminde. Koğuş arkadaşı Güzin ve başka koğuşlardan arkadaşları da destek orucundalar. Nedeni hapishane yönetiminin yeni bir uygulaması. Hapishane içinde, koğuş dışına çıktıklarında, üzerlerinde “suçlu” kimlik kartı türünden bir belge bulundurma zorunluluğu. Bu yoksa örneğin görüşe de çıkarılmaları yasak. Hapishane yönetiminin kendi icatları olan bu onur kırıcı uygulamasını başta Adalet Bakanlığı olmak üzere ilgili kurumların dikkatine sunarım.
Tuğçenur bir şiirinde “Kapının ardında biri/ Onurumun meşalesi/ Halkın ta kendisi…” diyor.
Bu çocukların sesini duyurmaya devam edeceğim.